etiket bulutu
bağlantılar
iletişim
Dört bir yanında deniz, envai çeşit dere, göl vs. olmasına rağmen; neredeyse içinde sadece Eymir Gölü olan Ankara'da balığın, İstanbul'dan daha ucuz olduğunu biliyor muydunuz? İstanbul'da bir halk pazarında, deniz kenarındaki balık ekmek satıcılarında bulamadığınız kaliteyi Ankara'nın göbeğinde bulmak; Migros vs. pek çok toptancıda satılan balığın İstanbul'un yarı fiyatı olduğunu görmek doğma büyüme İstanbul'lu biri için hazmetmesi çok kolay olmayan bir şey. İstanbul'da (hatta Türkiye'de) hazmetmesi zor olan şeyler saymakla bitmez elbet. Peki varoluşundan mutluluk duyduğunuz eskiyi de kaybetmek?
Yaklaşık 3 sene önce zeitin'deki arkadaşlarımızla keşfettiğimiz Rumelikavağı'ndaki bir balıkçı barakasında aldığım keyfi, başka hiç bir yerde alamamıştım. Zira "Salaş Balıkçı" dediğimiz bu yerdeki amcalar öylesine samimi, öylesine iyiydiler ki hiç bir şey gözünüze kötü ya da kalitesiz gelmiyor öyle dahi olsa. Rumelikavağı ve Sarıyer'in eşsiz manzarası eşliğinde, denize sıfır konumda, bir masada oturarak balığınızı yiyebiliyor; hemen yanıbaşınızda, balıkçıların "İstanbul ...
Hayat öyle hızlı ve yoğun akıyor ki geriye dönüp baktığımda bir çok detayı nasıl da unuttuğuma ya da ne kadar hızlı geçiverdiğine şaşırıyorum her defasında. Fırsatları, şanslarımı nasıl değerlendirdiğimi; hayatımı kendi ellerimle yönetip yönetemediğimi, elimde olanı ve olmayanı daha iyi görebiliyorum aynı zamanda.
İki senedir işimi bana sevdiren, bana çok şeyler öğreten bir firmada çalışıyorum. Beraber çalışmayı sevdiğim bu ortamda seçmeyi, bir iş yerinin hangi şartlara sahip olması gerektiğini, olaylar karşısında nasıl davranılması gerektiğini öğrendim; öğrenmeye de devam ediyorum. Hayatımda ilk kez eğitmenlik/danışmanlık görevini yürüttüğüm bu dönemde çoğu zaman kendimi kontrol etmeyi ve dizginlemeyi de öğreniyorum. Ekibimdeki arkadaşlarımın üzerine fazla varsam da onların beni anlayabildiklerini bilmek güzel. Bu hırs ve iş bağımlılığı başıma daha neler açacak, bilemiyorum.
Ağustos ayında askere gideceğimi sanıyorum. Nedense bir türlü kesin gittiğime kendimi inandıramıyorum. Her şey birer şaka gibi geliyor hala.. Okuduğum metinler Türkçe olsa da, anlamakta güçlük çekiyorum. Sorun bende mi, yazanda mı ...
raptiye'de bir süredir sessizlik var. Yazmak ve bir şeyler anlatmak konusunda içimde o gücü ve motivasyonu bulamasam da; daha büyük bir neden olarak vidiluck'ın gelişini gösterebilirim.
zeitin olarak bir süre önce proje takımlarına bölünme kararı aldık ve yaklaşık üç hafta önce bu maraton başladı. vidiluck'ın fikir olarak olgunlaşması, geliştirilmeye başlanıp ilk alfa sürümünün yayınlanması toplamda bu kadar zamanımı aldı. Bu süre zarfında yalnızca sitenin tasarımı ya da koduyla değil; aynı zamanda stajyerlerimin eğitimi ve sıkıntılarıyla birlikte başetmek için de çok çaba sarfettim. 26 Haziran 2009, Cuma günü ekip arkadaşlarımla birlikte üç haftalık çabamızın meyvesi olan vidiluck alfa'yı yayına soktuk. Bu arada doğal olarak ne raptiye'yle, ne de twity'le ilgilenebildim. Normalde günlük olarak Google Reader'da sayısız günlük vs. okurken, 500-600 okunmamış yazıya ulaşıverdim bir anda.
vidiluck, kısaca, sosyal görüntülü iletişim aracı diye özetlenebilir. Şu an için siteye girdiğinizde sizi rastgele biriyle görüntülü olarak konuşturabiliyor ...
