etiket bulutu
bağlantılar
iletişim

Youtube, Cinsellik, Seks Otobüsü (25T), ekşisözlük, nüsözlük, Haydar, çift kişilik koltuk, reklam panoları, gazetelere sansür, tv'lere sansür, deniz otobüslerinde sadece kanal 24 ile propaganda, blogger/blogspot, çıkmamış kitabı toplatmak, benzinin 4.5+ TL olması, yarısı vergi olan otomobiller, marmaray'dan çıkan tarihi kalıntılar için çanak çömlek demek, emek sineması ve akm'nin kapatılması, ataköy sahillerinin yıkılıp rant alanı yapılamaması için davalık olması nedeniyle yıllardır moloz altında kalması, dünya kaçarken nükleer santral ısrarı, barajlarla kültür mirasını su altında bırakmak, içki fiyatlarına yapılan zam, "rakı-balık" denmemesi için karar çıkartmak, YGS gibi skandallarla bir gençliğin ömrünü yiyip bitirmek, tüm bunlar için yürüyen 40.000 kişiye 200 kişi demek ve gazetelerde çıkmasını engellemek, barbarca öldürülen kızlarımızın ailesine "kızını boş bırakırsan olacağı bu" deme cesaretine sahip olabilmek ...
Son günlerde yaşadığımız garip sansürler ve yasaklar bana Sinan Çetin'in yıllar önce hazırladığı kısa filmi hatırlattı. Gireceğimiz sitelerin, izleyecek ve dinleyeceklerimizin, konuşacaklarımızın, okuyacaklarımızın, kullanabileceğimiz alan adlarında kullanacağımız kelimelerin, içeceklerimizin devlet tarafından belirlendiği bir dönemden geçiyoruz. 80-90'larda oynanmış Devekuşu Kabare bölümlerini izlediğinizde de neredeyse hiç bir şeyin değişmediğini görmek mümkün. Aşağıda izleyebileceğiniz kısa filmin sonundaki cümleyle bitiriyorum yazımı:
İnsanların müziğine, kültürüne, yaşam tarzına yasaklar koyan siyasi otorite, hayatın karşısında daima tuhaf duruma düşmüştür.
Farkında mısınız bir süredir ortalarda dolaşan yukarıdaki video'nun? Son zamanlardaki duygusal yoğunluğumdan mı kaynaklanıyor bilmiyorum ama izlerken ağlamamak için zor tuttum kendimi. Çünkü bir yandan bu ülkenin hiç bilmediğim güzelliklere sahip olduğunu, diğer yandan da bunların devlet eliyle - tüm feryadlara rağmen - harap edildiğini gördüm. Oldukça sarsıcı ve dolayısıyla başarılı olduğunu itiraf etmeliyim. Yapanların eline, emeğine sağlık.
raptiye'nin takipçisi diyebileceğim belki sınırlı bir kitleye ulaşacak bu ama bizler, etrafımızdaki insanları harekete geçirmekle görevimizi yerine getireceğiz. İş işten geçmeden önce uyanmalı, bir şeyler yapmak için kolları sıvamalı ve etrafımızdaki insanları da buna dahil etmeliyiz. Bu yıkımı tek bir hükümete, tek bir zihniyete maletmek mümkün değil tabii; öyle ya da böyle hepimizin bunlarda payı var. Ama buna ve daha bir çok şeye dur demenin zamanı sizce de gelmedi mi?
