
Özgür Yazılım camiasının en çok kullanılan ve sevilen masaüstü ortamlarından biri olan GNOME’un geliştiricilerini, kullanıcılarını ve GNOME üzerinde iş yapan ya da yapmayak isteyen şirketleri bir araya getiren GUADEC etkinliği, bu sene Türkiye’de 7-12 Temmuz tarihleri arasında Bahçeşehir Üniversitesi’nde gerçekleştirilecek!
Planet GNOME’u uzun bir süredir takip ediyorum. İnsanların adım adım gelmeye hazırlık yaptıklarını, İstanbul’daki çeşitli otellerden rezervasyonlar yaptırdıklarını, bazen problemler yaşadıklarını falan görünce garip duygular kaplıyor içimi… Onların buraya olan merakı, tadı damaklarında kalan Türk yemeklerini her gün yiyebiliyor olmak, gezecekleri yerlerin her gün önünden geçmek sıradışı bir duygu bence.. Tüm bunların yanısıra, her gün kullandığım yazılımları yazan ve Özgür Yazılım camiasına çok büyük katkıları olan kişilerin bir araya gelip eğleneceklerini, konferanslar vereceklerini bilmek de çok heyecan verici!
Parkyeri Uygulama Geliştirme ekibinden tam 8 kişi etkinliğe katılacak. Yaklaşık 1 ay önce GUADEC’in sitesinden bulduğum iletişim adresine ödeme tipleriyle ilgili bir soru yönelttim ancak maalesef cevap alamadım. İnsan Kaynakları’mız da yanılmıyorsam 2 gün önce attığı e-posta’ya hala cevap alabilmiş değil. Dolayısıyla da kayıtlarımızı henüz yaptıramadık. Böyle bir etkinliğin “katkı” olması açısından ücretli olmasını anlayabiliyorum ancak kayıt yaptırmadan önce ödemeyi zorunlu kılmak biraz can sıkıcı olmuş. Grup halinde kayıt yaptırmamız daha iyi olabilirdi. Yine de etkinlik günlerinde katılımımızın bir problem olmayacağını umuyorum.
Orada görüşmek üzere!
1 Yorum »
Bugün ilk kez kendi oyun konsolumu almak için D&R’a gittim. Amacım Nintendo Wii almaktı. D&R’dan almamdaki en büyük sebep nakit ödemelerde 599 YTL’ye satıyor olmalarıydı. Yakın olduğu için Bakırköy’deki Capacity Alışveriş Merkezi’ne giderek D&R’a girdim ancak 599 YTL’lik paket ellerinde kalmamış. Kız arkadaşımla birlikte Sinema Kulübü’ne yeni monitör almak için Electro World’e gitmeye karar verdik. Girişte Wii’nin 599 YTL’ye satıldığını görünce başka yere gitmeye gerek kalmadığı için sevinerek içeri daldım. Kısa bir süre sonra elimde Nintendo Wii, koskoca LCD monitör ve Canon marka bir DVD kamera ile kasaya gittim. Electro World ve MediaMarkt ile ilgili bir kaç tespitimi yazayım hemen:
- Bir kere müşteriye bir güvensizlik ortamı söz konusu.. Sürekli etrafta birilerinin sizi gözlediğini farkediyorsunuz.
- Vatan Bilgisayar, Gold vb. mağazalardaki ferahlık buralarda yok. Daha bir kapalı sanki alan…. IKEA gibi tek bir yönde dolaşıyor gibisiniz sanki..
- Normal şartlarda, örneğin Vatan Bilgisayar’da, ürünü alıp direk kasaya gitmeniz yeterli.. Tüm işlemleriniz orada yapılır ve ürünü teslim alırsınız. Buralarda ise ürünü aldıktan sonra garanti belgesi için bir takım işlemler yapmanız gerekebilir. Ürünü ilk siz açmak istiyorken tanımadığınız birileri sizin yerinize ürünü açıp kutudaki düzenin içine etmekte sakınca görmez.
- Electro World’de araba yok. Ağır ya da hafif; aldığınız tüm ürünleri elinizde ya da size verilen (ve aldıklarınızın daha da ağırlaşmasını sağlayan) sepetlerde taşımak zorundasınız.
- Bir çok ürün orada teşhir ediliyor ve çoğu zaman ellerinde yalnızca teşhir ürünü kalmış oluyor.
- İlgilendiğiniz bir ürünü almak istediğinizde hele ki o ürün cam arkasındaysa en az yarım saatiniz gitti demektir. Zira etrafta sizinle ilgilenecek birini bulmanız imkansız gibi… Bulsanız dahi o kişi sizinle ilgilenmemek için elinden geleni yapacaktır.
Gelelim bugün başımdan geçen şeye… Ürünleri alıp kasaya gittim. Ödemeyi yaptıktan sonra Merve, kamerayı garanti belgeleri için aldığı standa götürdü. Buradaki arkadaş ürünün kutusunu açıp belgelerle ilgili işlemleri yapmış. Oysa biz kameranın kutusunu yalnızca Maraton’da kazanan arkadaşın açmasını tercih ederdik. Tahminen o arkadaş da aynısını tercih ederdi.
Wii ve monitör için “kasada bir şey söylenmeyince”, bilinçli kullanıcı hesabı, garanti belgeleri için bir şey yapıp yapmamam gerektiğini söyledim. Kasadaki asık suratlı bayan merdivenin altına gitmem gerektiğini söyledi. Mağazanın içine tekrar girerek bahsettiği yere gittim. Müşteri Hizmetleri’nde tek tabanca takılan bir ablamız mağazanın dışa bakan tarafındaki müşterilerle uğraşıyor, arada da bana boş boş bakıyordu. Ne yapmam gerektiğini sorunca nihayet lütfedip iç tarafta benim bulunduğum masaya hizmet etmediklerini söyledi. “Keşke baştan söyleseydiniz” diyerek mağazanın dışına çıkarak benden önce gelen 1 kişinin yanına geçtim. Sıra bana gelince kutuları açıp darmadağın ettikten sonra 2-3 parça kağıdı alıp imzaladılar ve kaşelediler. Özellikle Wii’yi ilk açan ben olmak istediğimden sinirlenip bu prosedürün gerçekten gerekli olup olmadığını sordum. Gerekli olmadığını, gelmeseydim de bir şey olmayacağını söylediler. LCD monitörün bazı aparatlarını sığdıramayarak Wii’ye ait torbaya atmalarını da sindirerek çıkıp eve geldim. Evde ise beni bir skandal bekliyordu.
Wii’yi açtığımda elime ilk gelen şarj cihazı oldu. Ancak dikkatimi daha görür görmez çeken şey şarj cihazının pisliği ve düzensizliği oldu. Korkuyla diğer aparatları da açmaya başladım. Wii’yi elime aldığımda gözlerime inanamadım. Ürünün üzeri çiziklerle ve siyah lekelerle doluydu. Wii Sports CD’si çizilmişti. Oyun çubukları ve özellikle kullanılan ana çubuğun kola bağlamak için kullanılan ipi gri olması gerekirken neredeyse simsiyahtı..! Bembeyaz olması gereken oyun çubuğu çizikler içinde ve simsiyahtı.. Çıldırmamak elde değil… Gidip kutusu kapalı, üzerinde alarm zımbırtısı olan kutuyu ellerimle seçiyorum ve içinden ciddi anlamda içine sıçılmış bir teşhir ürünü çıkıyor…!!!
Electro World’ün sitesinden durumla ilgili şikayette bulundum. Yarın da ilk iş olarak mağazaya gidip aldığım ürünü geri iade edip yenisini alacağım. Lütfen Electro World’den alışveriş etmeyin. Edecekseniz de alacağınız ürünü mutlaka açıp kontrol edin, başkalarının kurcalamasına izin vermeyin.
14 Yorum »
3 Mayıs 2008 Cumartesi günü, İTÜ Maçka Kampüsü’nde ilki gerçekleştirilen e-Fikrim günü genel olarak başarılı bir etkinlik oldu. Konuşmacı olarak davet edilmiş firmalar: gittigidiyor, nokta aş, yemeksepeti, uzmantv.com, tio, botego, pilli network, e-bebek.com, haber.gen.tr, kurumsalhaberler.com, itü sözlük ve e-mbrio..
Etkinliğin 2. bölümünün başında paneli yöneten ve İTÜ’de yarı zamanlı e-ticaret dersleri veren hocamızın sorduğu “0 maliyetle para kazandıran proje yapmak mümkün mü ?” (yaklaşık böyle bir şeydi) sorusuna konuşmacıların verdiği cevabı yaklaşık 10 dk.’lık bir video ile görüntüledim. Etkinliğe katılamamış arkadaşlar için de yararlı olacağını düşünüyorum.
Yorum Yok »
26 Nisan 2008, Saat: 00:54 @ Tags: Gündem, Hayat, İstanbul, trafik, Türkiye
Aylardır bu yazıyı yazmak için bir fırsat kolluyordum. Aslında yolda giderken resim ya da video çekerek olayı daha da iyi anlatmayı istiyordum ancak araba kullanırken tehlikeli olacağı için maalesef yapamadım.
Özellikle İstanbul’da trafiğin ne durumda olduğunu, insanların nasıl araba kullandığını sanırım anlatmama gerek yok. Belki trafiğin verdiği bıkkınlık ve sıkıntıdan ya da artık yasalara uymamanın verdiği alışkanlıklarımızdan kurallara uyan maalesef bir kişi bile yok.. Kırmızı ışıkta geçmek mi dersiniz, şerit ihlali mi dersiniz, geçiş üstünlüğü mü dersiniz, ters girmek ya da girilmemesi gereken yollara girmek mi dersiniz….. Daha tonlarca kuralı ihlal etmek artık yaşamımızın bir parçası olmuş sanki.. Bu yanlışlara sadece araç kullanan sürücüler değil, yayalar da kırmızı ışıkta geçerek ortak oluyorlar. Araçlara yeşil yandığı halde, yolcuların bu duruma aldırmadan yola atlıyor oluşu bir çok durumda trafiği aksatıyor ve içinden çıkılması daha da zor bir hale getiriyor. Tabii bu kimin umurunda ?
İstanbul trafiğine çıkan sürücülerin bambaşka bir hastalığı var: “Sol şerit manyaklığı“.. Bir dahaki yolculuğunuzda eğer araç kullanıyorsanız dikkat edin.. Sol şerit doluyken ve en yüksek hız olarak 60-80 km arası bir hızla giderken, sağ şerit bomboş oluyor ve dilerseniz buradan 100-120 km hızla geçip gidebiliyorsunuz. Hayır; emniyet şeridinden bahsetmiyorum..! İnanılmaz bir durum bu…..
İş çıkış saatlerimi yollar boş olduğu için özellikle geç saatlere ayarlıyorum. Eğer özel bir durum yoksa oldukça hızlı ve rahat bir şekilde evime yaklaşık 20 dk’da ulaşıyorum Şişli’den.. Fakat öyle durumlar oluyor ki kafayı yemek elde değil.. Müziği açmış, keyifli bir şekilde bağıra çağıra söylüyorsunuz. Keyifli bir şekilde 100-120 arası hızlarla ilerlerken, önünüze bir anda çıkan araç sayesinde yavaşlamak zorunda kalıyorsunuz. Sol şerittesinizdir ve o araç yaklaşık 60-70 km arası hızlarla gidiyordur. Sinirlenir, sabırla yol vermesi için bekler, arada sırada selektör yakarsınız ama nafiledir. Mecburen sağ şeritlere yönelir ve yola devam edersiniz. Eğer kavgacı (ya da mücadeleci) bir kişiliğe sahipseniz korna ve selektör karışımından bir demet sunarak öndekini yıldırabilirsiniz. Böyle şeylere hiç gerek yok oysa ki….. Zira en sağ şerit bomboş bir şekilde size hizmet vermek için can atmaktadır. En sağa geçin ve keyifle kullanın….
Karayolları uzun süredir İstanbul trafiğini rahatlatacak çözümler arıyormuş.. Ben buradan onlara seslenmek istiyorum. İstanbul trafiğini İngiliz usülü tersten akıtalım..! En azından yukarıda anlattığım senaryo daha mantıklı bir hal alır o zaman..
Şaka bir yana bir günlük akımı vs. bir şeyler başlatmak lazım… İnsanlara sol şeridin yalnızca sollamak için kullanılması gerektiğini, yavaş gidilmek isteniyorsa mümkün olduğunca sağ şeritlerin tercih edilmesi gerektiğini anlatmak gerekiyor. Ayrıca selektör yakmanın kötü bir şey olmadığını, yol almanın Türkçe’si olan öndekini sıkıştırmak ve kornayı sonuna kadar bağırtmaktan daha kibar bir yol olduğunu da özellikle belirtmek gerek..! Yoksa son model cipiyle sol şeride geçip, Allah’ın bir diğer nimeti olan teknoloji harikası telefonu ile keyifli keyifli konuşup 40 km. hızla giden, arada sırada yanındaki orta yaşlarında olan (kokoş) hatuna karizmatik gülüşler atan amcaların katili olacağım.
Yukarıdaki fotoğraf Arzu Kayhan tarafından çekilmiş olup, “Driving through both sides” ismiyle Creative Commons lisansı kullanılarak yayınlanmaktadır.
1 Yorum »
27 Ağustos 2007, Saat: 17:26 @ Tags: Gündem, Hayat, İstanbul, Türkiye
Benim gibi İSMEK’ten haberdar olmayanlar için bir yazı bu da.. Buradaki bir yazı sayesinde haberdar olduğum İSMEK, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin en takdir ettiğim işlerinden biri oldu bugün… (trafik çilesi vs vs… :S)
Kısaca İSMEK’ten bahsetmek gerekirse, bir çok konuda eğitimler veren, imkanlar tanıyan; üstelik bunu da oldukça kaliteli bir hizmetle birleştiren bir kurum diyebilirim. http://ismek.ibb.gov.tr/ adresinden ziyaret edebileceğiniz sitesini çok beğendiğimi de belirtmeliyim.
Bu aralar başvurular başlamış ve daha ilk günden dolacak kadar kapasite sıkıntısı varmış. Bu hizmetten faydalanmak isteyenlerin ellerini çabuk tutması gerekiyormuş. Hizmetler bünyesinde dikkatimi çekenler arasında Bilgisayar Teknolojileri, Dil Eğitimi, Mesleki ve Teknik Eğitimler, Spor Eğitimi, Müzik Eğitimi bulunuyor.
24 Yorum »
|