Birkaç akşam Parkyeri’nde şahit olduğum bir şey beni Raptiye.Org’u v-server üzerine taşımaya itecek gibi görünüyor. Elimin altında oynayabileceğim 3. bir Linux makine olacak olması güzel.. :) Red Hat’i (ve RPM’i) sevmediğim için sanırım sunucu Debian olur… Keşke Arch olsa.. Hiç bilmediğim e-posta sunucusu kurulumu vb. şeyler yapacak olmak zevkli olabilir. Öğrendiğim kadarıyla (henüz araştırmaya başlamadım) fiyatlar 10-15$ civarında seyrediyormuş aylık… Nispeten makul olabilecek bir rakam.. Bu makine üzerinde istediğim gibi at koşturabilecek olmak da güzel.. Baya bir şey öğreneceğim de kesin..

Harcamalarıma daha iyi karar vermeye çalıştığım şu zaman dilimi içerisinde kendi projektörümü yapma, kendi multimedya kutumu yapma fikirlerinin yanına bir de bu v-server uğraşısı çıktı. Hangisine ilk önce başlayacağım bilemiyorum.

(more…)

ampulBu dönem aldığım “Image Processing” adlı ders bünyesinde başlıkta yazan konuyla ilgili bir proje hazırlayacağım. Şu anda teorik olarak resimlere hangi durumlarda ne gibi filtreler ve maskeler uygulanabiliyor vb. şeyler öğreniyoruz. Daha sonra bu bilgiler ışığında resimler üzerinde çevrimiçi düzenleme yapabileceğimiz bir uygulama geliştirmeyi düşünüyoruz. Uygulama çerçevesinde resmi belli bir işlemden otomatik olarak geçirerek daha iyi bir hale getirmeyi de amaçlıyoruz. Yani resmi verdiğinizde, uygulama hangi filtre vb. şeyleri uygulaması gerektiğini hesaplayabiliyor olmalı.. Bunu başarabilecek miyiz, yapılabilir bir şey mi; araştırıyorum..

Öncelikle internet üzerinde çevrimiçi resim düzenleme yapabilen sitelere göz gezdiriyorum. Neler yapabildiklerini görüp kimlerle yarıştığımızı görebilmek için… Daha sonra bu uygulamaların eksikliklerini de belirleyerek Web2.0 tadında hoş bir uygulama ortaya çıkarmak istiyoruz. En azından yapabildiğim kadarını yapmaya çalışacağım.

Kafamda çok net bir şekilde oturmasa da, resimleri Fourier Transform’dan geçirdikten sonra elde ettiğimiz frekanslardan bazılarını sildiğimizde, gürültülü resimleri çok net hale getirebiliyor olmak bence heyecan verici.. Umarım başarılı oluruz.

Bu arada elinizin altında faydalanabileceğim kaynaklar varsa paylaşırsanız sevinirim. Projede PIL vb. kütüphaneler de kullanacağız sanırım.. Bir şeyler elde ettikçe yazmaya devam ederim.

iCamp..Bu aralar günlüğüme daha fazla şefkat göstermeyi düşünüyorum; umarım başarılı olabilirim. Bildiğiniz gibi Parkyeri‘ndeki işimle birlikte Işık Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünde yüksek lisansımı bir arada yürütmeye çalışıyorum. Aslında taş atıp yorulmuyor dahi olsam bu şekliyle bile beni bir hayli yorduğunu söyleyebilirim. En başta yol, sonrasındaysa Advanced Algorithms dersinde verilen proje belimi büktü maalesef… Sanırım kalacağım o dersten..

Bu sene aldığım bir diğer ders ise Advanced Software Engineering.. Biz piyasaya yönelik ciddi projeler yapacağımız umuduyla dersi koşa koşa aldık almasına da derste yaptığımız tek şey, hocanın verdiği başlıklarla ilgili sunumlar yapmak ve iCamp isimli bir Avrupa Birliği projesine katılmak.. Başlıklardan biri Open Source Development (Community Based Development) idi ve tabii ki ben aldım. Diğer sunumlar/başlıklar da yazılım ve Bilgisayar Mühendisliği ile ilgili olsa da yine de dersin adıyla uyuşmadığı konusunda arkadaşlarımla hemfikiriz. Neyse; ben biraz iCamp’ten bahsetmek istiyorum.

(more…)

Geçtiğimiz haftalarda Parkyeri‘ne iş için başvuruda bulunmuş ve mülakata çağrılmıştım. Geçtiğimiz Cuma günü de kabul edildiğimi öğrendim.

Parkyeri‘ni özellikle Linux kullanmaya başlayıp da Linux Gezegeni‘ndeki yazıları okumaya başlamamla, şenliklere, seminerlere katılmam sırasında duymuştum. Linux camiasındaki penguenlerden bazıları orada çalışıyordu ancak yine de bildiklerim onların yazdıklarından ibaretti. Yüzyüze görüşme esnasında şirketle ilgili bilmediklerimi de öğrenince çok hoşuma gitti ve sanırım çok istemiş olmalıyım ki; başvurum kabul edildi.

Bu arada hayatımda ilk kez evde 1 hafta süreyle yalnız kalıyorum çünkü ailem (annem ve babam) Bodrum’a yıllık tatillerini yapmaya gittiler. Ailesini yolcu ettikten sonra, her gece saati 04:00 yapmadan uyumayan Alper KANAT, saat 00:30′da yatıp 08:00′de kalkma başarısını da gösterdi. İlk işim muhtarlıktan ikametgah almak oldu. Ancak daha yeni evlenen ablamın ikametgah işlemleri sırasında, muhtarlık nasıl becerdiyse bizi de (hem de Büyükçekmece’ye..!) taşımış. 23 senelik Ataköy’lü olarak, kadının yüzüme bakıp bakıp “siz taşındınız mı ?”, “Büyükçekmece’de eviniz falan var mı ?”, “yok ya siz taşınmış gözüküyorsunuz”, “nasıl olur yaa ?” şeklinde konuşmalarını dinledim şaşkınlık içinde… Yirmi dakikalık bekleyişin ardından sorunları babama havale ederek, ikametgahımı da alarak Bakırköy Askerlik Şubesi’nin yolunu tuttum. Balık hafızamdan dolayı rütbeleri nasıl hatırlayacağımı kara kara düşünürken, belgelerimi tamamlayarak yukarıya çıktım. Burada beni özellikle üzen, Türkiye’nin en gözde kurumlarından birinin hala iletişim amacıyla modem kullanmasıydı. Yabancı bir askeri şubeye bilgi aktaracaklarında modem ile çevirmeli ağ bağlantısı kuruyorlar ve bu işlem her seferinde gerçekleşiyor. Bildiğim kadarıyla dünyanın her tarafında fax ufak ufak tarihe karışırken, çevirmeli ağ bağlantısının iş görmediği durumlarda fax kullanılıyor. Telefon faturalarını düşünsenize..! Bayan memurla konuşmamız sırasında dayanamayıp sorduğumda 2008′de ADSL bağlantısına geçeceklerini, altyapının bir süredir hazırlandığını söyledi. Yine de, örneğin benim durumumda Mersin’deki askeri şubeyle bağlantı kurmaya çalıştıklarında, meşgul sesleri gelince fax yollamak üzere şimdi git, öğleden sonra gel gibi durumlarla karşılaşmaya bir süre daha devam edeceğiz. (İçimden ADSL’e geçerken bir de -Pardus- Linux’a geçseniz demeden edemedim..) Bu arada enteresan bir diyalog geçti komutanla aramızda.. Komutan, diplomamı görünce Işık Üniversitesi‘nin Şile’de olup olmadığını sordu. Bende bilmesine sevinerek onayladım. Arkasından biraz da şüpheyle okulun Fethullah Gülen ile alakası olup olmadığını sordu; malum onların da Işık Okulları var…. Ben de alakamız olmadığını, Işık Üniversitesi‘nin Feyziye Mektepleri Vakfı’nın bir okulu olduğunu, Atatürk’ün Selanik’te okuduğu Şemsi Efendi Okulu’nun ikiye bölünerek Şişli Terakki ve Feyziye Mektepleri Vakıfları’nı doğurduğunu anlattım. (Bu arada ikisinde de okumanın ayrı bir hazzı var bende tabii..) Maalesef bu önyargıya kapılan çok kişi var. Işık Üniversitesi, Fethullah Gülen’le alakası olmadığı gibi, Türkiye’de yıldızı parlayan, Şile gibi harika bir yerde kampüs kuran bir eğitim kurumudur. Eğitim kadrosunda Boğaziçi Üniversitesi, İTÜ, GYTE gibi köklü eğitim kurumlarından hocalar bulunmaktadır. (bknz. Işık Üniversitesi Web Sitesi)

“Madem öğleden sonra geleceğim, bari o arada adli sicilimi alıp, vesikalık çektireyim” diye düşünerek arabayı parkettiğim yere doğru yürümeye başladım. Civarda oturanlar bilirler; Bakırköy’de park yeri bulmak inanılmaz zordur. Özgürlük Meydanı’na doğru parkedilebilecek (apartman önü) bir yer buldum diye sevinirken arabayı çektiklerini farkettim. İşin yoksa bir de gidip hipodrom’dan arabayı al..

Arabayı alıp Bakırköy Adliye Sarayı’na gittim. Saat 11:30 civarıydı ve ben insanlar yemek molası vermeden ihtiyacım olan şeyi almanın peşindeydim. Tabii ki alamadım. Adli sicil almak için önce gişeye 3 YTL vermemiz, daha sonra da nüfus kağıdımızla birlikte (sanırım ufak bir form doldurarak) başvurmamız gerekiyor. Sıkıysa öde, sıkıysa öteki sıraya girip kayıt al..! Üşenmesem sıranın resmini çekip buraya da koyacaktım. Sırf gişe kuyruğu bir uçtan başlayıp öteki uca giderken, başvuru kuyruğu ise bizimkinin 3-4 misliydi; dışarı çıkıp dönüp tekrar içeri giriyordu neredeyse.. Memurlar da sağolsunlar; nasıl olsa öğle yemeği zamanı geliyor diye son derece keyfi davranınca benim sıram gelmek bilmedi, üstelik arkamdaki sıra da bu süreçte 2-3 misli arttı. Derken, yemek molası diyerek ışıkları kapatıp gittiler memurlar…. Bekleyeyim, belki fazla uzun sürmez diyecektim ki akıl edip yandaki sıranın ne olduğunu sordum. (o ana kadar bilmiyordum) Meğer gişeye parayı ödedikten sonra bir de yandaki kuyruğa girmek gerekiyormuş. Vazgeçip eve döndüm.

Saat 2′de çekicilerden uzak sokaklarda park yeri arıyordum. :) Evet; akıllanmamış olabilirim. 15 dk. sonra gelip alacağım dediğim resimleri yaklaşık 2-2,5 saat sonra gidip aldım. Adam halime gülüp biraz da eksik aldı parayı.. :) Kârımız var yani.. Belgelerimin akıbetini öğrenmek için Askerlik Şubesi’ne yöneldim bu kez.. Mersin’den cevap gelmişti fax’a.. Derken günün 2. sürprizi… Muayene günlerini kaçırmışım. Bu sebeple ya Haliç’e, ya Avcılar’a ya da Büyükçekmece’deki askeri şubelerden birine gidip muayene olmam gerekiyormuş. Sonra da dönüp belgelerimi Bakırköy’deki şubeye getirmem gerekiyormuş. Yarın da tüm gün bunlarla uğraşacağım yani..

Bu arada başvuru belgelerim arasında bulunduğu için sağlık raporu almam gerekti. Ataköy 5. Kısım’da, muhtarlığın hemen yanında bir sağlık ocağı bulunuyor. Bakkart (Bakırköy Belediyesi’nin Bakırköy’lülere sağladığı bir hak) geçmiyor ama zaten gerek de kalmıyor; zira raporu ücret vermeden aldım. Aynı şekilde ücretsiz muayene olma gibi (benim bilmediğim) pek çok imkan bulunuyor orada.. Allah göstermesin ama yolunuz düşerse uğrayın. :)

Bu pek maceralı günden çıkaracağımız bazı sonuçlar da var tabii… Bugünün işini yarına bırakmayın (askerlik tecili vs..), arabanızı parkederken 2 kere düşünün.. :)

İstinyePark İşkencesi 1 İstinyePark İşkencesi 2

Bugün Işık Üniversitesi Maslak Kampüsü’ne gittim yüksek lisans başvurumu yapmak için.. Arabayı üniversitenin giriş kapısının olduğu yol üzerine bıraktım mecburen ve içeri girip işlerimi hallettim. Bu arada üniversite bittiğinden beri yalnızca MSN üzerinden konuşabilme şansını bulabildiğim Cihan ile biraz muhabbet ettik. İşimi hallettikten sonra çıkıp tekrar arabaya bindim ve İstinye tarafına doğru hareket ettim. Amacım yolun yukarısındaki trafik ışıklarından sağa dönüp normal 4. Levent - Maslak yolunun 4. Levent istikametine geçmekti. Ancak bir görevli yukarı çıkamayacağımı, bunun yerine alternatif yol üzerinden dönerek Atatürk Oto Sanayisi tarafından dönerek yola girmemi söyledi. (ki oranın trafiğini düşünmek bile istemiyorum) Ben bunun yerine alternatif olabileceğini düşündüğüm bir başka yola girdim ve bu yol beni sahil yoluna çıkardı. Sahil yolunun trafiğinin yoğun olacağını düşünerek, tekrar yukarı (Beşiktaş, Maslak sapağı - İstinye yokuşu) çıkmaya başladım. Derken trafik duruverdi. İTÜ Yurtları’nın oradaydık ve o arada o kadar kuralsız dönüşler vs. oldu ki, insan ne yapacağını bilemiyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, şehirde zaten haddinden fazla alışveriş merkezi varken, hele ki varolan trafiği kaldırmaya artık gücü yetmeyen Maslak’a İstinyePark adlı alışveriş merkezinin yapılmasına nasıl izin vermiş anlamak mümkün değil..! Daha önce gazetelerde trafiğin akışını gereksiz yere engelleyen bazı şirketlere para cezası kesildiğini okuduğumu hatırlıyorum. Ancak İstinyePark etrafında yol gayet keyfi olarak tek şeride düşürülmüş ve yaşanan trafik çilesi kimsenin umrunda değil. Yaşanan işkenceyi ancak orada direksiyon sallayanlar anlayabilir; yine de neye benzediğini görmek için yukarıdaki resimlere bakabilirsiniz.

E5 üzerinde Haliç tünelinin yıkıldığını bilmeyen yoktur herhalde.. Gündüz 3-5′te ya da gece 1-2′de geçmeniz bir şey farketmiyor. Buradan geçerken mutlaka sebepsiz bir yavaşlama ya da acayip bir trafik ile karşılaşıyorsunuz. Bugün biraz dikkat ettim neden olabilir diye… Geceleri bir takım araçlarla çalıştıkları için en sol şerit kullanılamıyor; 2 şeride düşen yol trafik yaratıyor. Gündüzleri trafiğe sebep olan şeyin sebebini merak ediyor musunuz ? Sebebi sol şeridin dibine diktikleri destek direği etrafına koydukları plastik dubaların sol şeridi daraltması.. Böyle bir şeyden dolayı yol tıkanabilir mi ? Belediyenin adı İstanbul Büyükşehir Belediyesi ise yol da tıkanır, her yere gecekondu da yapılır….. Burası Türkiye..!