euro 2008 çek cumhuriyeti maçı sonrasıAğlamamak elde mi ? Allah’ım bu nasıl bir gururdur… Bu gururu bize yaşatan insanlara Allah razı olsun. Tebrikler….. Türkiye sizinle gurur duyuyor..!

Bu nasıl bir sevinçtir….nasıl bir mutluluk… Çek Cumhuriyeti karşısında 2-0 geri düşüp 3-2 almak; üstelik kalecimizden olmuşken….. Allah’ım sana şükürler olsun..

Arch LinuxGeçtiğimiz günlerde Samed BEYRİBEY‘in gönderdiği bir e-posta ile Türkiye’de bir Arch Linux” href=”http://www.archlinux.org” target=”_blank”>Arch Linux topluluğu kurma hayalinde yalnız olmadığımı farkettim. Samed işi ciddiye alıyordu ki bize e-posta atmadan önce http://www.archlinuxtr.org adresini satın aldığı bir VPS’e yönlendirmişti bile..!

Başlangıçta kendi sitemize sahip olma, forum açma vb. adımlara karşı olsam da bugün bir kez daha konuşunca bir çok konuda anlaştığımızı farkettim Samed’le.. Yukarıda adresini verdiğim http://www.archlinuxtr.org adresinde duyurularımızın, iletişim bilgilerimizin (#archlinux.tr@freenode ve e-posta listemiz) yer almasına karar verdik. Sunucuyu ise SVN ve Trac ile kullanarak dağıtıma katkıda bulunacak, yaptığımız şeyleri kontrol altında tutacağız. Forum olarak Arch Linux’un forumları gayet yeterli olacaktır zaten.. Bunun yanısıra bizimle iletişime geçmek isteyenlerin de herhangi bir sıkıntı yaşayacaklarını düşünmüyoruz.

Konuyu raptiye’de nasıl yazacağımı düşünürken aklıma yukarıdaki kısaltmalar geldi. ALT (Arch Linux Türkiye) ya da TALK (Türk Arch Linux Kullanıcıları) kısaltmaları oldukça hoş gibi…

Uzun zamandır Arch Linux’da geliştirici olmak istiyordum. Bugünlerde Linux-VServer ile haşır neşir olurken util-vserver adlı paketin depolarda ve AUR’da yer almadığını görünce paketini yapmaya karar verdim. Wiki’de bu konuyla ilgili hiç bir belge olmadığından kendim öğrenirken yaptığım adımları da tek tek yazmaya başladım. Sırada bu yazıyı Türkçe’ye kazandırmak var. :) Kısaca ilk katkılarımı yapmaya başlamış oldum.

Bu arada Django ve Python ile yazdığım raptiye’yi Mayıs ayında yetiştirerek sitenin dönüm yılında açılış yapmak istiyordum ancak yapılması gereken henüz bir sürü iş var. Yine de ana sayfanın ve günlük kısımlarının neredeyse tamamlandığını söyleyebilirim. Şu sıralar kullanıcı profiliyle uğraşıyorum. Yeni raptiye’nin gravatar desteği olacağını da ekleyeyim. :) Bu aralar site üyelik veritabanını OpenID ile kullanmayı da düşünmeye başladım. Bana ekstra yük getireceğinden projenin bir sonraki fazında böyle bir şey yapabilirim. Proje tamamlandığında kodlarını da bir süre sonra açacağım; isteyenler faydalanabilecekler.

Söylemeden edemeyeceğim. Parkyeri olarak geçtiğimiz ay büyük özverilerle çalışıp yeni ÇalarkenDinlet‘in bu ay başında hizmete geçmesini sağladık. Sanırım yarın akşam bu başarıyı kutluyor olacağız boğazda.. :) Aramıza yeni katılan ve 16 Haziran’dan itibaren gelmeye başlayacak stajyer arkadaşlarımızla birlikte önümüzde daha kalabalık ve daha güzel bir dönem var diye düşünüyorum. Gelişmeleri yazmaya devam edeceğim.

electro worldBugün ilk kez kendi oyun konsolumu almak için D&R’a gittim. Amacım Nintendo Wii almaktı. D&R’dan almamdaki en büyük sebep nakit ödemelerde 599 YTL’ye satıyor olmalarıydı. Yakın olduğu için Bakırköy’deki Capacity Alışveriş Merkezi’ne giderek D&R’a girdim ancak 599 YTL’lik paket ellerinde kalmamış. Kız arkadaşımla birlikte Sinema Kulübü’ne yeni monitör almak için Electro World’e gitmeye karar verdik. Girişte Wii’nin 599 YTL’ye satıldığını görünce başka yere gitmeye gerek kalmadığı için sevinerek içeri daldım. Kısa bir süre sonra elimde Nintendo Wii, koskoca LCD monitör ve Canon marka bir DVD kamera ile kasaya gittim. Electro World ve MediaMarkt ile ilgili bir kaç tespitimi yazayım hemen:

  1. Bir kere müşteriye bir güvensizlik ortamı söz konusu.. Sürekli etrafta birilerinin sizi gözlediğini farkediyorsunuz.
  2. Vatan Bilgisayar, Gold vb. mağazalardaki ferahlık buralarda yok. Daha bir kapalı sanki alan…. IKEA gibi tek bir yönde dolaşıyor gibisiniz sanki..
  3. Normal şartlarda, örneğin Vatan Bilgisayar’da, ürünü alıp direk kasaya gitmeniz yeterli.. Tüm işlemleriniz orada yapılır ve ürünü teslim alırsınız. Buralarda ise ürünü aldıktan sonra garanti belgesi için bir takım işlemler yapmanız gerekebilir. Ürünü ilk siz açmak istiyorken tanımadığınız birileri sizin yerinize ürünü açıp kutudaki düzenin içine etmekte sakınca görmez.
  4. Electro World’de araba yok. Ağır ya da hafif; aldığınız tüm ürünleri elinizde ya da size verilen (ve aldıklarınızın daha da ağırlaşmasını sağlayan) sepetlerde taşımak zorundasınız.
  5. Bir çok ürün orada teşhir ediliyor ve çoğu zaman ellerinde yalnızca teşhir ürünü kalmış oluyor.
  6. İlgilendiğiniz bir ürünü almak istediğinizde hele ki o ürün cam arkasındaysa en az yarım saatiniz gitti demektir. Zira etrafta sizinle ilgilenecek birini bulmanız imkansız gibi… Bulsanız dahi o kişi sizinle ilgilenmemek için elinden geleni yapacaktır.

Gelelim bugün başımdan geçen şeye… Ürünleri alıp kasaya gittim. Ödemeyi yaptıktan sonra Merve, kamerayı garanti belgeleri için aldığı standa götürdü. Buradaki arkadaş ürünün kutusunu açıp belgelerle ilgili işlemleri yapmış. Oysa biz kameranın kutusunu yalnızca Maraton’da kazanan arkadaşın açmasını tercih ederdik. Tahminen o arkadaş da aynısını tercih ederdi.

Wii ve monitör için “kasada bir şey söylenmeyince”, bilinçli kullanıcı hesabı, garanti belgeleri için bir şey yapıp yapmamam gerektiğini söyledim. Kasadaki asık suratlı bayan merdivenin altına gitmem gerektiğini söyledi. Mağazanın içine tekrar girerek bahsettiği yere gittim. Müşteri Hizmetleri’nde tek tabanca takılan bir ablamız mağazanın dışa bakan tarafındaki müşterilerle uğraşıyor, arada da bana boş boş bakıyordu. Ne yapmam gerektiğini sorunca nihayet lütfedip iç tarafta benim bulunduğum masaya hizmet etmediklerini söyledi. “Keşke baştan söyleseydiniz” diyerek mağazanın dışına çıkarak benden önce gelen 1 kişinin yanına geçtim. Sıra bana gelince kutuları açıp darmadağın ettikten sonra 2-3 parça kağıdı alıp imzaladılar ve kaşelediler. Özellikle Wii’yi ilk açan ben olmak istediğimden sinirlenip bu prosedürün gerçekten gerekli olup olmadığını sordum. Gerekli olmadığını, gelmeseydim de bir şey olmayacağını söylediler. LCD monitörün bazı aparatlarını sığdıramayarak Wii’ye ait torbaya atmalarını da sindirerek çıkıp eve geldim. Evde ise beni bir skandal bekliyordu.

Wii’yi açtığımda elime ilk gelen şarj cihazı oldu. Ancak dikkatimi daha görür görmez çeken şey şarj cihazının pisliği ve düzensizliği oldu. Korkuyla diğer aparatları da açmaya başladım. Wii’yi elime aldığımda gözlerime inanamadım. Ürünün üzeri çiziklerle ve siyah lekelerle doluydu. Wii Sports CD’si çizilmişti. Oyun çubukları ve özellikle kullanılan ana çubuğun kola bağlamak için kullanılan ipi gri olması gerekirken neredeyse simsiyahtı..! Bembeyaz olması gereken oyun çubuğu çizikler içinde ve simsiyahtı.. Çıldırmamak elde değil… Gidip kutusu kapalı, üzerinde alarm zımbırtısı olan kutuyu ellerimle seçiyorum ve içinden ciddi anlamda içine sıçılmış bir teşhir ürünü çıkıyor…!!!

Electro World’ün sitesinden durumla ilgili şikayette bulundum. Yarın da ilk iş olarak mağazaya gidip aldığım ürünü geri iade edip yenisini alacağım. Lütfen Electro World’den alışveriş etmeyin. Edecekseniz de alacağınız ürünü mutlaka açıp kontrol edin, başkalarının kurcalamasına izin vermeyin.

istanbul'da trafik (Arzu Kayhan)Aylardır bu yazıyı yazmak için bir fırsat kolluyordum. Aslında yolda giderken resim ya da video çekerek olayı daha da iyi anlatmayı istiyordum ancak araba kullanırken tehlikeli olacağı için maalesef yapamadım.

Özellikle İstanbul’da trafiğin ne durumda olduğunu, insanların nasıl araba kullandığını sanırım anlatmama gerek yok. Belki trafiğin verdiği bıkkınlık ve sıkıntıdan ya da artık yasalara uymamanın verdiği alışkanlıklarımızdan kurallara uyan maalesef bir kişi bile yok.. Kırmızı ışıkta geçmek mi dersiniz, şerit ihlali mi dersiniz, geçiş üstünlüğü mü dersiniz, ters girmek ya da girilmemesi gereken yollara girmek mi dersiniz….. Daha tonlarca kuralı ihlal etmek artık yaşamımızın bir parçası olmuş sanki.. Bu yanlışlara sadece araç kullanan sürücüler değil, yayalar da kırmızı ışıkta geçerek ortak oluyorlar. Araçlara yeşil yandığı halde, yolcuların bu duruma aldırmadan yola atlıyor oluşu bir çok durumda trafiği aksatıyor ve içinden çıkılması daha da zor bir hale getiriyor. Tabii bu kimin umurunda ?

İstanbul trafiğine çıkan sürücülerin bambaşka bir hastalığı var: “Sol şerit manyaklığı“.. Bir dahaki yolculuğunuzda eğer araç kullanıyorsanız dikkat edin.. Sol şerit doluyken ve en yüksek hız olarak 60-80 km arası bir hızla giderken, sağ şerit bomboş oluyor ve dilerseniz buradan 100-120 km hızla geçip gidebiliyorsunuz. Hayır; emniyet şeridinden bahsetmiyorum..! İnanılmaz bir durum bu…..

İş çıkış saatlerimi yollar boş olduğu için özellikle geç saatlere ayarlıyorum. Eğer özel bir durum yoksa oldukça hızlı ve rahat bir şekilde evime yaklaşık 20 dk’da ulaşıyorum Şişli’den.. Fakat öyle durumlar oluyor ki kafayı yemek elde değil.. Müziği açmış, keyifli bir şekilde bağıra çağıra söylüyorsunuz. Keyifli bir şekilde 100-120 arası hızlarla ilerlerken, önünüze bir anda çıkan araç sayesinde yavaşlamak zorunda kalıyorsunuz. Sol şerittesinizdir ve o araç yaklaşık 60-70 km arası hızlarla gidiyordur. Sinirlenir, sabırla yol vermesi için bekler, arada sırada selektör yakarsınız ama nafiledir. Mecburen sağ şeritlere yönelir ve yola devam edersiniz. Eğer kavgacı (ya da mücadeleci) bir kişiliğe sahipseniz korna ve selektör karışımından bir demet sunarak öndekini yıldırabilirsiniz. Böyle şeylere hiç gerek yok oysa ki….. Zira en sağ şerit bomboş bir şekilde size hizmet vermek için can atmaktadır. En sağa geçin ve keyifle kullanın….

Karayolları uzun süredir İstanbul trafiğini rahatlatacak çözümler arıyormuş.. Ben buradan onlara seslenmek istiyorum. İstanbul trafiğini İngiliz usülü tersten akıtalım..! En azından yukarıda anlattığım senaryo daha mantıklı bir hal alır o zaman..

Şaka bir yana bir günlük akımı vs. bir şeyler başlatmak lazım… İnsanlara sol şeridin yalnızca sollamak için kullanılması gerektiğini, yavaş gidilmek isteniyorsa mümkün olduğunca sağ şeritlerin tercih edilmesi gerektiğini anlatmak gerekiyor. Ayrıca selektör yakmanın kötü bir şey olmadığını, yol almanın Türkçe’si olan öndekini sıkıştırmak ve kornayı sonuna kadar bağırtmaktan daha kibar bir yol olduğunu da özellikle belirtmek gerek..! Yoksa son model cipiyle sol şeride geçip, Allah’ın bir diğer nimeti olan teknoloji harikası telefonu ile keyifli keyifli konuşup 40 km. hızla giden, arada sırada yanındaki orta yaşlarında olan (kokoş) hatuna karizmatik gülüşler atan amcaların katili olacağım.

Yukarıdaki fotoğraf Arzu Kayhan tarafından çekilmiş olup, “Driving through both sides” ismiyle Creative Commons lisansı kullanılarak yayınlanmaktadır.

2 önceki yazımda HP ile yaşadığım maceradan bahsetmiştim.. Bilgisayarım hala serviste.. Servise verdikten sonra donanimhaber.com forumlarına, buraya ve sikayetvar.com‘a sorunumu yazarak sesimi duyurmaya çalışmıştım. İşi Tüketici Derneği’ne kadar götürmek de vardı fakat bu, pek istediğim bir şey değildi. (babamın avukat olmasına rağmen…)

Sanırım Pazartesi günü sikayetvar.com‘dan yazımın yayınlandığına ve HP ile iletişime geçildiğine dair bir e-posta geldi. Sitenin benim için HP ile iletişime geçmesi hoşuma gitse de HP’den herhangi bir tepki gelmeyeceğini düşünüyordum. Salı günü HP’den aradılar. Sorunumu incelediklerini, bilgisayarımın şu anda anakartının ve USB port’larının değişeceğini, bu süre içerisinde dilersem tarihi ilk servise verdiğim tarih olan 24 Mart’a çekebileceklerini ve geçici bir dizüstü bilgisayar verebileceklerini (HP dv4000 ya da dv6000 serisinden) söylediler. Biraz da iğnelemek için “demek ki bir sorun varmış, değil mi ?” dediğimde “evet varmış…..” şeklinde bir cevap aldım.. :) Ellerinde dv4000 serisi olduğundan ve şu anda kullandığım Dell ile çok mutlu olmasam da durumun geçici olmasından dolayı dizüstü bilgisayar talebinde bulunmadım. Parça beklemek iğrenç bir şey; zira servis 30 günlük tamir süresinin neredeyse tamamını kullanabiliyor. (telefondaki bayan süreyi yaklaşık 10 gün şeklinde tanımladı gerçi..) Gerçi tarihi öne aldığım için 2-3 gün daha az bekleyeceğim böyle bile olsa… 30 günü bulursa da yeni dizüstü bilgisayar ya da para iadesi talebinde bulunma hakkım var. Hangisini isteyeceğim aşikar..

Buradan sikayetvar.com‘a teşekkür etmek istiyorum. Türkiye’de bir internet sitesinin böyle güçlü olması çok güzel…. Bizler tüketici olarak hakkımızı sonuna kadar aramalıyız arkadaşlar.. Başınıza benimki gibi bir durum gelmesi halinde, eğer şikayetçi olduğunuz şirket de bu sitenin bir üyesi ise hemen başvurunuzu yapın derim..