euro 2008 çek cumhuriyeti maçı sonrasıAğlamamak elde mi ? Allah’ım bu nasıl bir gururdur… Bu gururu bize yaşatan insanlara Allah razı olsun. Tebrikler….. Türkiye sizinle gurur duyuyor..!

Bu nasıl bir sevinçtir….nasıl bir mutluluk… Çek Cumhuriyeti karşısında 2-0 geri düşüp 3-2 almak; üstelik kalecimizden olmuşken….. Allah’ım sana şükürler olsun..

linuxDüşünüyorum da Özgür Yazılım’la tanışalı, Linux kullanmaya başlayalı yaklaşık olarak 8 yıl olmuş. Zaman ne kadar hızla akıp gidiyor.. Bu süre içinde çok şey değişti elbet… Kullanılan dağıtımlar, içindeki yazılımlar, bu teknolojileri kullanmaya çalışan insanlar, geliştiriciler; herşey… Tüm bu zaman içinde tek özlemini çektiğim şey çevremde beni uzaylı gibi görmeyen, “bu ne be, bunu nasıl kullanıyorsun ?“, “iğrenç abi, her şeyi komut yazarak yapıyorsun..“, “virüs girdi bilgisayarıma” şeklinde cümleler kullanmayan insanları bir arada görmek, onlarla birlikte bir şeyler yapmak vardı. Birlikte yazılım geliştirmek, bir şeylerin parçası olmak en büyük hayalimdi. Bunu becermeye çalışırken gittiğim Linux Şenliği’nde edindiğim arkadaşlarımdan bazılarıyla hala konuşmaya, görüşmeye devam ediyorum. Linux Şenliği’nde LKD’ye üye olmuş, kendimce bazı şeylerin ilk adımını atmıştım. (Debian Türkiye olarak bir şeyler yapmaya çalıştığımız günleri anarken geçtiğimiz günlerde sitesinin yeniden yapılandırıldığını öğrenince oldukça sevindiğimi de söylemeliyim.)

(more…)

F KlavyeBugün yeni bilgisayar vs. diye iç geçirip (kendiminkinden umudumu kestim sanırım) Google Reader‘ı karıştırırken, Volkan‘ın t’infection’daki yazısında, Facebook’ta F Klavye grubu açtığını öğrendim. Böyle bir girişimin ne kadar doğru bir adım olduğunu düşünürken kendimi bir anda F klavye hakkında yazılar okurken buldum. Volkan, t’infection’da bu konuya gerçekten hakkını vermiş. Şu anda neredeyse en kapsamlı site onunki diyebilirim bu konu hakkında..

Türkçe konusunda hassas olduğum halde, bir anda F klavye konusunun şu ana kadar es geçtiğim önemli bir konu olduğunu farkettim. F klavyenin başka milletler için yapılmış versiyonları olduğunu sanıyor olmam gibi neden Q klavye yerine F klavye kullanacağımıza da bir türlü anlam veremiyordum. Meğer F klavye, bilimsel bir çalışmanın ardından Türkiye’de (üstelik Türk Standartları Enstitüsü tarafından) kabul edilmiş ve bir süre kullanılmış. Sonra ne olduysa olmuş ve şu anda F klavye bulmak neredeyse imkansız..! Bilişimin, bilgisayarın hayatımızda bu denli önemli olmaya başladığı bu günlerde böyle bir konuyu atlamamız bence bizim büyük bir ayıbımız.. Zira F klavye, tamamen verimimizi artırmak üzere tasarlanmış bir alet.. Bu arada yine bir Türkçe katliamını önlemek için F klavyenin okunurken “EF” şeklinde değil, “FE” şeklinde okunduğunu belirtmek istiyorum.

(more…)

istanbul'da trafik (Arzu Kayhan)Aylardır bu yazıyı yazmak için bir fırsat kolluyordum. Aslında yolda giderken resim ya da video çekerek olayı daha da iyi anlatmayı istiyordum ancak araba kullanırken tehlikeli olacağı için maalesef yapamadım.

Özellikle İstanbul’da trafiğin ne durumda olduğunu, insanların nasıl araba kullandığını sanırım anlatmama gerek yok. Belki trafiğin verdiği bıkkınlık ve sıkıntıdan ya da artık yasalara uymamanın verdiği alışkanlıklarımızdan kurallara uyan maalesef bir kişi bile yok.. Kırmızı ışıkta geçmek mi dersiniz, şerit ihlali mi dersiniz, geçiş üstünlüğü mü dersiniz, ters girmek ya da girilmemesi gereken yollara girmek mi dersiniz….. Daha tonlarca kuralı ihlal etmek artık yaşamımızın bir parçası olmuş sanki.. Bu yanlışlara sadece araç kullanan sürücüler değil, yayalar da kırmızı ışıkta geçerek ortak oluyorlar. Araçlara yeşil yandığı halde, yolcuların bu duruma aldırmadan yola atlıyor oluşu bir çok durumda trafiği aksatıyor ve içinden çıkılması daha da zor bir hale getiriyor. Tabii bu kimin umurunda ?

İstanbul trafiğine çıkan sürücülerin bambaşka bir hastalığı var: “Sol şerit manyaklığı“.. Bir dahaki yolculuğunuzda eğer araç kullanıyorsanız dikkat edin.. Sol şerit doluyken ve en yüksek hız olarak 60-80 km arası bir hızla giderken, sağ şerit bomboş oluyor ve dilerseniz buradan 100-120 km hızla geçip gidebiliyorsunuz. Hayır; emniyet şeridinden bahsetmiyorum..! İnanılmaz bir durum bu…..

İş çıkış saatlerimi yollar boş olduğu için özellikle geç saatlere ayarlıyorum. Eğer özel bir durum yoksa oldukça hızlı ve rahat bir şekilde evime yaklaşık 20 dk’da ulaşıyorum Şişli’den.. Fakat öyle durumlar oluyor ki kafayı yemek elde değil.. Müziği açmış, keyifli bir şekilde bağıra çağıra söylüyorsunuz. Keyifli bir şekilde 100-120 arası hızlarla ilerlerken, önünüze bir anda çıkan araç sayesinde yavaşlamak zorunda kalıyorsunuz. Sol şerittesinizdir ve o araç yaklaşık 60-70 km arası hızlarla gidiyordur. Sinirlenir, sabırla yol vermesi için bekler, arada sırada selektör yakarsınız ama nafiledir. Mecburen sağ şeritlere yönelir ve yola devam edersiniz. Eğer kavgacı (ya da mücadeleci) bir kişiliğe sahipseniz korna ve selektör karışımından bir demet sunarak öndekini yıldırabilirsiniz. Böyle şeylere hiç gerek yok oysa ki….. Zira en sağ şerit bomboş bir şekilde size hizmet vermek için can atmaktadır. En sağa geçin ve keyifle kullanın….

Karayolları uzun süredir İstanbul trafiğini rahatlatacak çözümler arıyormuş.. Ben buradan onlara seslenmek istiyorum. İstanbul trafiğini İngiliz usülü tersten akıtalım..! En azından yukarıda anlattığım senaryo daha mantıklı bir hal alır o zaman..

Şaka bir yana bir günlük akımı vs. bir şeyler başlatmak lazım… İnsanlara sol şeridin yalnızca sollamak için kullanılması gerektiğini, yavaş gidilmek isteniyorsa mümkün olduğunca sağ şeritlerin tercih edilmesi gerektiğini anlatmak gerekiyor. Ayrıca selektör yakmanın kötü bir şey olmadığını, yol almanın Türkçe’si olan öndekini sıkıştırmak ve kornayı sonuna kadar bağırtmaktan daha kibar bir yol olduğunu da özellikle belirtmek gerek..! Yoksa son model cipiyle sol şeride geçip, Allah’ın bir diğer nimeti olan teknoloji harikası telefonu ile keyifli keyifli konuşup 40 km. hızla giden, arada sırada yanındaki orta yaşlarında olan (kokoş) hatuna karizmatik gülüşler atan amcaların katili olacağım.

Yukarıdaki fotoğraf Arzu Kayhan tarafından çekilmiş olup, “Driving through both sides” ismiyle Creative Commons lisansı kullanılarak yayınlanmaktadır.

Maçtan bir görüntü...Oldukça uzun bir zaman olmuş maçlara gitmeyeli… İçim cızladı; bir garip oldum tüm maç boyunca….. Her şey değişmiş zamanla birlikte.. Kendime baksam aldığım kilolar, gözümdeki gözlük ve yüzümdeki ciddiyet, tüm bunların getirdiği bir ağır başlılık….. Etrafa baksam insanlar farklı…. Ortam, atmosfer değişik… Taraftar farklı.. Stad farklı…. Her şey değişmiş..

Eskiden maçlardan önce Burger King’de toplanır, organizasyonumuzu yapar, maçtan sonra yemek yiyip yine oradan ayrılırdık. Meşale dağıttığımız tuvalet artık Sbarro olmuş. Aliminyum sandalyeler, daha kaliteli ve rahat kırmızı koltuklara bırakmış yerlerini…. 2. katı kullanıma açmışlar. İçim bir garip oldu etrafa bakarken…. İnsanlar farklı yerlerde takılmaya başlamışlar. Eskiden Burger King ve etrafındaki belli başlı noktalarda takılırken, şimdi daha sokak aralarında ve daha kalabalık olmuş sanki… Arabayı bırakacak yer ararken aralarından geçiyorum, içimde garip bir korku oluşuyor….. Sebebini bilmiyorum. İnsanların suratlarında, bakışlarında, davranışlarında bir aykırılık, bir vahşilik var.. Umursamadan küfürler savuran yüzlerce kişi var.. Yürürken bu tedirginliğim daha da artıyor.

(more…)