Hayaller..
Hiç geleceğinize dair düşünüyor musunuz? Nasıl bir hayat yaşayacağınızı, nasıl birine aşık olacağınızı, evleneceğinizi, kaç tane çocuk sahibi olabileceğinizi, hayat standardınızı devam ettirip ettiremeyeceğinizi hiç merak ediyor musunuz? İçindesiniz; yaşıyorsunuz aslında. Belki de bu sorular, yeni mezun olan biri için daha önemlidir; bilemiyorum. Şahsen; geleceğimi düşünmeden edemiyorum. Herhangi bir zamanda kendimi gelecekte yapmak istediğim projelerin ve diğer her şeyin hayallerini, planlarını kurarken buluyorum ve tedirginlikle karışık garip hisler içinde bir sonraki düşünme anına kadar geri plana atmaya çalışıyorum. Yapabilirsem...
Bazı arkadaşlarım neler yaptığımı çok da bilmeden, girişimci ruha sahip olmadığımı söyleyerek belki de boşa heveslendiğimi anlatmaya çalışıyorlar. İyi ama girişimci kim ya da nasıl bir şey ki? twitter, facebook gibi sosyal ağlara bakarsanız pek çok kişinin kendine girişimci, yatırımcı, entellektüel vb. sıfatlar bahşettiğini görebilirsiniz. Benim bildiğim ve takip edebildiğim kadarıyla alakası olmamasına rağmen... Öte yandan bir çok kişinin sözlüğünde girişim, çile ve fedakarlıkla neredeyse eş anlamlı. Doğru olan bir şey var ki; Türk'lere daha has olmakla birlikte, bu sözcüklerin de içini boşaltıyoruz.
Uzun bir süredir kafamdaki projeler için ya birileriyle ortak oluyorum ya da birilerinin projesine ortak oluyorum. Starbucks'taki saatler süren muhabbetler eşliğinde alınan notlar, özel depolarda duran şirket/kod evi siteleri, proje taslakları, mobil uygulamalar derken bir türlü başladığım işi bitiremediğimi görmek içimi burkuyor. Oysa bu projelerin yarım kalmasında benim payım, ortaklarıma oranla nispeten düşük. Zira önceliklerimiz sürekli değişiyor. Girdiğimiz kredi vb. yükler nedeniyle maaşlı işlerimizi bırakamıyor (dolayısıyla girişimin en önemli adımlarından biri olan riski alamıyor) olmakla beraber, belirlediğimiz günlerde buluşamıyor, başka işleri daha öncelikli hale getirebiliyoruz. Bu noktada ortak olmaya çalıştığım kişilerin belki de benimle aynı heyecanı veya vizyonu taşımıyor olmaları da gerçek olmamasını umduğum bir diğer sebep olabilir pekala. Böyle düşünceler içinde gidip gelirken babamın geçtiğimiz günlerde söyledikleri kulağımda çınlıyor: "30 yaşına geldiğinde ne yapıyor olacaksın? O yaştan sonra işe girmen daha zor olacaktır".
Gerçek şu ki; iş başvurusu yaparken her şeyden önce mutlu olmayı düşünüyorum. Bu mutluluk sınavı, her iş arayışında karşıma çıkmaya devam ediyor. Kariyerimi üstüne inşa ettiğim teknolojilerin Türkiye'deki penetrasyonunun yavaşlığı iş arayışım esnasında kabus haline gelebiliyor. Örnek vermem gerekirse; Python ile yazılım geliştirip çalışana hakkını verebilen şirket sayısı maalesef bir elin parmaklarını geçmiyor bile. Sadece bunun yüzünden, normalde asla çalışmak istemeyeceğim şirketlere bile başvurmak zorunda kaldım; hatta yazılımla uğraşmayı bırakmayı dahi düşünür oldum.
Yavaş yavaş bahsettiğim mutluluğun tek formülünün, kendi işimi yapmaktan geçtiğini ya da büyük şirketlerde iyi maaşlarla çalışmaya çalışıp kendimi avutmak olduğunu hissediyorum. Önce put.io, şimdiyse grou.ps'ta Türkiye'deki nadir başarılı girişimcilerin yanıbaşında çalışırken görebildiğim tek şey, bu işin sanıldığı kadar kolay olmadığı. Hoş; kafamdaki projeleri hayata geçirmedikçe, Amerika'daki birilerinin benim yerime gerçekleştirdiğini ve büyük yatırımlar almayı başardıklarını görüyor ve kendime kızıyorum. Belki de en başta bahsettiğim arkadaşım haklıdır; bilemiyorum.
Bugün twitter'da denk geldiğim bigumigu'nun şirket kurma hikayesini okuduğumda hayalimi gerçekleştiren Aygül/Yalçın Pembecioğlu çiftini kıskanmadım desem yalan olur. Yukarda bahsettiğim şeyler engel olmasa, onların gittiği yoldan ilerleyebilmek tek dileğim. Tıpkı, aslında araba alabileceğimi farkedene kadarki geçen zaman gibi beni dürtecek bir şeylerin olmasını bekliyorum sanırım.
