Bu akşam kız arkadaşımı Sabiha Gökçen Havalimanı'na götürmeye çalışırken FSM gişelerinden hemen sonra şerit değiştirirken tüm işaretlerime rağmen kamyonun durmaması nedeniyle kaza geçirdik. Aslında köprüdeki şeritlerin, devletin para kazanma hırsı yüzünden, aniden 20 civarına çıkıp tekrar 4 şeride inmesi her şeyi açıklamaya yetiyor. İnsanlar gidecekleri yere gidebilmek adına kendilerince çözümler bulmaya çalışırken birbirlerine olması gerekenden çok daha fazla yaklaşıyorlar; bu da kazaları kaçınılmaz kılıyor. Trafik olmasaydı muhtemelen böyle bir kaza da olmayacaktı. Kendime kızdığım tek nokta ise; daha önce Toyota ile Ümraniye IKEA'da yaşadığım 1-1 aynı olaydan ders almayıp yine kamyona sağ tarafından çok yaklaşmam oldu. (Aslında daralan bir açıdan 2 kamyonun arasında kaldığım için hamle yapmak durumunda da kaldım) Kamyonlar sağ taraflarını göremedikleri için umursamadan ezip geçebiliyorlar. Bu olay Toyota ile başıma ilk kez geldiğinde şöförün pişlinliği hayret vericiydi: "yav birader kamyonların sağına girilir mi be yavvv!!"
Kırılan arka lambamı ve derin çizikleri görüp de adama yöneldiğimde tekrar kamyona binmeye hazırlandığını görünce tekrar aşağı inmesini sağladım ve tutanak tutmamız gerektiğini söyledim. Rahat bir tavırla benim onun sağ ön farına sürttüğümü (ki bahsettiği farın üstünde demirden ağ var; far ise sağ sinyal ve ucunda azıcık çatlak var), farın 250-300 TL olduğunu, (alakasız olmakla birlikte inandırıcılığını artırmak amacıyla) yan aynasının bile 1.500 TL olduğunu söyledi. Yoldan geçen bir şöförün verdiği tutanağı görünce o trafikte yeni kazalara sebebiyet vermeden bunu doldurmamın imkansız olduğunu düşünmeye başladım. Zira millet hala çok yakınımızdan geçmeye devam ediyordu yavaş dahi olsa. Kamyon şöförünün kimlik bilgilerini isteyince önce reddedip vermek istemedi; mecburen polis çağırdık. Tabii TEM'de ve daha kötüsü en yoğun saatlerinde FSM'desiniz, yetişmeniz gereken bir uçak var! Sigorta firmasını arayıp olası senaryoların sonuçlarını öğrendim. Buna göre;
- Öncelikle araçların olduğu gibi resimlerini araçların pozisyonlarını ve hasarların durumunu gösterecek şekilde çekilmesi gerekiyor.
- Tarafların yanlarında hazır tutanak bulundurması (mümkünse karşı taraf için de 1 adet) gerekiyor ve anlaşarak tutanakların doldurulması durumunda polis çağırılmasına gerek kalmıyor.
- Taraflar arasında anlaşma sağlanamazsa polis çağrılması gerekiyor. (Bu noktada eskiden beri duyduğum; polis bekleniyorsa resimler çekilse dahi polisin aracı görmesi gerektiği; zira bir çok durumda polis görmediği kaza için tutanak tutmayı reddedebiliyormuş) Eğer polis tutanağı ya da tarafların anlaşarak imzaladıkları tutanak olmazsa kasko şirketi hazarsızlığınızı bozarak ödemeyi yapıyor. Eğer ortada bir tutanak varsa da kusurlar ölçüsünde gereği yapılıyor. %100 karşı taraf hatalıysa hasarsızlığınız bozulmuyor.
Kamyon şöförüyle anlaşamadığımız için 155'i arayarak kazayı ihbar ettim ve 8 'C soğukta beklemeye başladık. Yaklaşık 3 defa inatla arayıp 45 dk bekledikten sonra bize gelecek olan ekipten bir polis beni cep telefonumdan arayarak "ben trafik polisi. beni arasana!" dedi. Ben olayın şokuyla adamı adamı anlamadığım için bir kaç kez tekrarlattım ve ancak idrak etmeyi başarınca adamı geri aradım. Maslak'ta olduklarını, başka kazalara bakarak geldiklerini ve fotoğrafları çekip tutanakları hazırlayarak araçları kenara çekmemizi söylediler. "İyi de anlaşamıyoruz ki!" dediğimde "farketmez, tutanağı hazırlayın araçları kenara çekin" gibi bir cevap aldığım için başıma geleceklerden emin olamadığım için kenara çekmedik araçları. Ve yaklaşık 1 saat sonra nihayet polisler ötedeki 20 şeridi yara yara ve yolu durdurarak bize ulaştılar; geldikleri gibi de beni azarlamaya başladılar arabayı çekmediğim için. Bir süre bize devlet babanın güzelliklerini ucundan gösterdikten sonra ehliyet/ruhsat değiş tokuşu yaptırarak köprüden sonraki cebe gitmemizi istediler. Dediklerini yaptık.
Polisler de arkamızdan geldiler. Bize tutanakları verip doldurmamızı istediler. Ben de tutanaklarda nereleri nasıl dolduracağımızdan emin olamadığımızı, ayrıca anlaşamadığımızı, dolayısıyla kendilerinin doldurmasının daha iyi olacağını söyledim. 3 kişilik polis ekibi arabadan çıkmaya dahi tenezzül etmeden başka kazalara da gideceklerini söyleyerek doldurmamak için 5-10 dk boyunca dil döktüler. En sonunda ikna edince kazanın krokisini çizdiler ve nasıl doldurmamız gerektiğini anlattılar. Aslında benim esas derdim öteki şöförün kimlik vb. bilgilerini paylaşmama durumunda sorun yaşamamak için bu işi polislerin yapmasını sağlamaktı. Polisler süreç dahilinde tutanakları imzaladıktan sonra tüm belgelerin fotokopilerini paylaşmamız gerektiğini söylediler. Bu saatte (22:00) fotokopi bulmamızın zor olduğunu söyleyince karakola gidip çektirebileceğimizi söyleyerek yanımızdan ayrıldılar.
Bu arada hemen belirtmeliyim ki tutanak tutulması için tarafların anlaşması gerekmiyormuş! 2 sürücü de olayları nasıl yaşadıklarını kendi taraflarına müdahele olmaksızın yazıyorlar ve altına imzalarını atıyorlar. Kroki kısmında da anlaşılamamışsa 2 ayrı kroki çizilebilir. Haliyle polis çağırmaya ekstrem durumlar hariç gerçekten de gerek yok. Tabii mutlaka yanınızda 2 kaza tutanağı ve ehliyet/ruhsat fotokopiniz olsun.
Kamyon şöförüyle birlikte tırda tutanağın yazımını bitirdikten sonra anlaşarak Kavacık'a gittik, tırı bir yere parkettikten sonra karakola gittik. Nöbetçiyi fotokopi için bir kaç dakika dil dökerek ikna ettikten sonra bu kez içerde koyu bir muhabbete dalmış 5-6 kişilik polis (içlerinde sanırım amirleri de vardı) ekibine durumu anlattık. Karşımda koskoca fotokopi makinesini görüyor olmama rağmen kendilerinde fotokopi makinesi olmadığını, ilerdeki hastahaneye veya BP istasyonuna sormamı söylediler. Hastahane?! BP?! Türkiye'deki polis faşizmini yaşamaktan çekinen 2 şöför olarak (kamyon şöförünün ettiği küfürleri saymazsak) paşa paşa arabaya binerek (kapıya yöneldiğimiz anda içerden gelen 'hohoho' şeklindeki kahkaları da üstümüze alınmamaya çalışarak) denildiği gibi önce hastahaneye, sonra da BP'ye gittik. Tabii ki de ikisinde de fotokopi makinesi yoktu. Aklıma nöbetçi eczanelerin SGK için çektikleri fotokopiler geldiğinden bir nöbetçi eczane bulduk ve nihayet rica, minnet ile işimizi hallettirdik.
Bu arada FSM'deki bekleyiş sırasında yanımızdan geçenlerin "hiç polis beklemeyin, çektiğiniz çileye değmez" vb. telkinlerini de hesaba katarak Türkiye'deki çürümüşlüğü bir kez daha dikkatinize sunmak istiyorum. Her fırsatta halka hizmet ettiğini, huzuru korumakla görevli olduğunu iddia eden polisler gayet keyfi bir şekilde davranabiliyorlar. Daha da kötüsü cezalandırmayı bir tehdit gibi kullanıp insanları korkuyla sindirmeye çalışıyorlar. Zaten can sıkıcı olan bir durum, polislerin tavrıyla daha da tatsız bir hal aldı.
Şimdi Pazartesi gününü bekliyorum. Tutanaklarla birlikte arabayı servise götüreceğim ve gelecek eksper'in kararını bekleyeceğim. Kararın çıkması sonrasında muhtemelen arka tamponun ve farın değişmesi, boya gerektiren yerlerin tamiri, 15.000 bakımı derken en iyi ihtimalle 1-2 hafta arabama kavuşamayacağım. En çok ihtiyacım olan anda...


