Yazdığım Günlük ve twitter Girdileri Hakkında

Yazdığım bazı yazılar sonrasında aldığım tepkiler üzerine bu yazıyı yazma ihtiyacı hissettim. Yalnızca son yazdığım yazı değil; zaman zaman twitter hesabım üzerinden yazdığım güncellemeler de rahatsız edebiliyor insanları. Bazı arkadaşlar özel kalması gereken detayları fazla paylaştığımdan yakınıyor, bazısıysa sakıncalı olabilmesinden. Bu yazıyı, iyi ya da kötü; aldığım mesajların bana hissettirdiklerini ve buna rağmen neden yazdığımı açıklamak için yazıyorum ama yine de beni takip eden ve yazdıklarımı yorum yazmaya değer gören herkese teşekkür ederim.
Belki sert bir giriş olacak ama yazacaklarıma kimsenin beni takip etmek zorunda olmadığıyla başlamam gerekiyor sanırım. İnternet, ne kadar aksi inatla ispatlanmaya çalışılsa da, özgür bir ortam. Dilerseniz raptiye'yi ve twitter hesabımı takip etmeyerek yazdığım rahatsızlık verici mesajlardan uzak durabilirsiniz. Bu tercihinize ancak saygı duyabilirim.
Yazdıklarımı, bildiklerimi ve düşüncelerimi paylaşmak adına yazıyorum. Daha önce bir çok yazımda belirttiğim gibi bazen sadece rahatlamak amacıyla da yazıyorum. Doğru ya da yanlış olabilir; eksik bilgiyle yazılmış olabilir. Ben, kendimi ifade edebildiğim kadar varım. İnternet'in özgür olmasını gerektiğini savunan bir çok kişinin, bu özgürlüğün nerden geldiğini unutuyor olmasına şaşırıyorum. Ülkemizde yaygın bir "tahammül edemediğini imha et" yaklaşımı var maalesef. Bir çok kişi bunu farkında olmadan yapıyor sanırım. Ben bir süredir tahammül edemediğim bir şey olursa susup görmezlikten gelerek üstesinden gelmeye çalışıyorum ve işe yarıyor; tavsiye ederim.
Zaman zaman sevgilim ve en yakın arkadaşlarımdan bile "oha; bu da yazılır mı?" şeklinde tepkiler alabiliyorum. Üzülmüyorum desem yeri çünkü beni en iyi onların anlamasını bekliyorum aslında. Birilerine göre haddini aşsa da; ben twitter ve Facebook'u hayatımın, işimin bir parçası olarak görüyorum. Bir şeyleri saklamaktansa, paylaşarak yaşamayı tercih ediyorum. Çok fazla gizlim saklım da yok. Sevgilimle yaptığım bir şeyi yaptığımı paylaşmak, mutluluğumu arkadaşlarımla paylaşıyorum demek aslında. Her ikisi de dünyanın en doğal iki ihtiyacı değil mi? Sevmek ve paylaşmak? Neyi paylaşıp neyi paylaşmayacağımı kafamdaki belli kriterlere göre yapabildiğime de inanıyorum öte yandan; konuyu uç noktalara çekmeye gerek yok. Birilerini kıracak, incitecek şeyleri kasten yapmamaya özen gösteriyorum. Bence bu kadarı da yeterli.
Günlük hayatımızda profesyonel futbolcuların renk ayırt etmeksizin takım değiştirdiğine, insanların rakip şirketler arasında gidip geldiğini sıkça görüyoruz. Bunlar gizli kaldığında daha etik ya da daha profesyonel olan şeyler değil. Susmak için değil, işimi yapmak için ve işimi yapmaktan mutluluk duyduğum için çalışıyorum. Çalıştığım şirketten birileri takip ediyor diye korkacak ya da düşüncelerimi gizleyecek değilim. Nazara inanmadığım gibi işsiz kalmaktan da korkmuyorum. Kendi şirketimle ilgili bir şey ima etmemekle birlikte; karşımdakinin işveren olması, bana ve düşüncelerime hakim ve her konuda haklı olduğu anlamına gelmez. Zira yaptığım eleştirilerin/önerilerin çoğu da pozitif eleştiri olarak algılanıp bir şeylerin değişmesinde etkili oldu. Zaten karşılıklı fikir ayrılıklarının dayanılmaz olduğu noktada da yollar ayrılacaktır.
raptiye'yi asla trafik kaygısıyla yazmadım. Takip edenlere minnettarım elbette ama onlar da yaptığım şeyi doğru bulduklarından takip ediyorlardır herhalde. Bundan sonra da bu çizgiden ödün vermeden yazmaya elimden geldiğince devam etmek niyetindeyim.
