takvim
| pzt | sal | çrş | prş | cum | cts | paz |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 |
| 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 |
| 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | 20 | 21 |
| 22 | 23 | 24 | 25 | 26 | 27 | 28 |
| 29 | 30 | 31 |
bağlantılar
iletişim
üyelik
329. Dönem Yedek Subay Askerlik Sınavı
Daha önce raptiye'de bahsettiğim gibi Ağustos ayında 329. dönem yedek subay adayı olarak askere gidiyorum. Buna göre 1-2-3 Ağustos tarihlerinde sınava girmem gerekiyordu. Bu yazıda Tuzla Piyade Okulu'ndaki sınava giderken ve sonrasında neler yaşadığımızı bulabilirsiniz. Ben Işık Üniversitesi'nden Arda ÖZTÜRK adlı arkadaşımla birlikte gittim. Size de tavsiyem biriyle gitmeniz ya da giderken yanınızda size arkadaşlık edecek kitap, bilgisayar vb. bir şeyler götürmeniz.11:00 - Ofisten eve gelerek raptiye'ye Turkcell 3G ile ilgili yazımı yazmaya başlıyorum. Damarlarımda dolaşan adrenalini hissedebiliyorum. Bir kaç saat sonra kaderimi değiştirecek yere doğru hareket edeceğim. Ailemle konuştuktan sonra Arda'yı arayarak son durumla ilgili bilgi veriyorum.
00:10 - Artık resmi olarak askerim. Babama ve anneme söylüyorum. Annem hala inanamıyor bu fikre.. Sanırım görmeden de inanamayacak.
01:30 - twitter'dan Hüseyin BERBEROĞLU'nun bana da hitap eden "859. sırayı aldım, 1'inde girmek istiyorsanız çıkın" şeklindeki yazısını görüp Arda'yı arıyorum. 02:00'yi beklemeden çıkmaya karar veriyoruz.
01:35 - Çıkmadan sakalımı kesmediğimi farkediyorum. Çoğu kişi "sakala hiç bakmıyorlar" dese de işimi şansa bırakmak istemiyorum. Çıkmadan üstümü çıkarıp hemen traş oluyorum.
01:45 - Evden çıkıyorum. twitter'dan insanların "yağmur yağıyor" şeklindeki mesajlarından dolayı olası bir duruma karşı arabada şemsiye olmadığını farkedip balkondan bakan anne ve babamdan aşağı şemsiye atmalarını istiyorum. İlki bozuk ama ikincisi iş görüyor. 60 TL'lik benzin alıp yola çıkıyorum.
02:20 - Yerlerin kaygan da olmasından dolayı kendime göre azami bir hız tutturup Beşiktaş'taki duraklardan Arda'yı alıyorum. Geciktiğim için özür diliyorum, oldukça anlayışlı davrandığından daha da utanıyorum. Hemen köprüye yöneliyoruz.
02:45 - E5'i İzmit'e bağlayan eski yol üzerinde ilerliyoruz. Bostancı'yı falan geçtikten sonra çok yoktur diye düşünüyorum ama yol gittikçe gidiyor. Hızımız 120-140 km/s arasında ama yol bitmek bilmiyor. Muhabbet askerlik üzerine ama neler yaşayacağımız konusunda hiç bir fikrimiz yok. Sonunda Tuzla kavşağındaki sapaktan giriyoruz. Google Haritaları'na göre birazdan geleceğimiz göbekten sola sapmak lazım.
02:50 - Sapağı bulamıyoruz. Etrafta askerlikle alakalı jandarma, KKK (Kara Kuvvetleri Komutanlığı) vs. bir sürü işaret var ama nasıl becerdiysek Piyade Okulu sapağını kaçırıyoruz. Fabrikalarla dolu, yanlış anlamadıysak deniz kenarındaki bir yolda ilerliyoruz. Arkamızdan biri daha geliyor. Durup fabrikanın güvenlik görevlisine soruyoruz, geldiğimiz yoldan geriye gidip göbekten sağa gitmemiz gerektiğini söylüyor. Arkamızdaki araba bizi takip edeceğini söylüyor.
03:00 - Güvenlik görevlisinin dediğini yapınca Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na gitmemiz gerektiği hissiyatına kapılıp (Arda Piyade Okulu'nun KKK içerisinde yer alması gerektiğine inanıyor; beni de inandırıyor) o yöne gidiyoruz. Kapıdaki askerler yanlış yerde olduğumuzu ve 8 km. ilerideki bir başka yere gitmemiz gerektiğini, sapağı görmeyip kaçırdığımızı söylüyor. Arkamızdaki arabayla birlikte Piyade Okulu'nu aramaya başlıyoruz.
03:10 - Piyade Okulu'nu buluyoruz. Trafik ışıklarında 2 tane asker bizi otoparkın bulunduğu alana yönlendiriyor. Otopark panayır görüntüsünde, Rock'n Coke'a geldiğimizi sanıyoruz. Her türlü şeyi satan, her türlü yemeği yapan insanlar var; etraftan müzik yükseliyor. Vakit geçirmeden karşıdaki Piyade Okulu'nun nizamiyesine girerek numaralarımızı alıyoruz: 1163 ve 1164. Not almak için kalem istiyoruz, oradaki asker zor bir gün geçirmiş olmalı, anlamlı anlamlı suratımıza bakıp kalem olmadığını söylüyor. Gördüğüm kalemi isteyince almama izin veriyor. (yanımda kalem olduğunu unutuyorum bu arada) Çıkarken 06:30 gibi gelmemiz gerektiğini söylüyorlar.

03:15 - Hüseyin'i arayarak geldiğimizi ve nerede olduğunu soruyorum. Arabasından çıkıp yanımıza geliyor. Ayaküstü muhabbet ediyoruz, yolu karıştırdığımızı anlatıyoruz. Benim arabamın başına gidiyoruz ve yanımda getirdiğim sodalardan birini açıp içmeye başlıyorum. Turkcell 3G yazısında bahsettiğim olayları anlatıyorum epey bir süre.. :)
04:00 - Bir saate yakın konuşuyoruz. Arkama bir UNO yaklaşıyor ve arabayı inanılmaz çarpık bir şekilde bırakıp gidiyor. Buradan çıkmam gerektiğine kanaat getiriyoruz. Camlar buğulandığından etrafı görmekte zorla zorlana çıkıp (çıkarken birinin tamponuna vuruyorum) daha ilerdeki bir boşluğa giriyorum. Bir dönemecin en başında olduğumdan bu kez de etraftan vızır vızır araba geçmeye başlıyor. Bu arada uykumuz geliyor, arabalara çekiliyoruz. Arabanın sağ ön ve arkasına biri vuracak diye uyuyamıyorum. Arabada uyurken açtığım hafif müzik kulağımı tırmalamaya başlıyor, kapatıyorum.
04:45 - Zaman yavaş geçiyor. Arada uykuya dalsam da etraftaki motor ve insan seslerinden uyanıp duruyorum. Arda sızmış. Sıkılıp dışarı çıkıyorum. Millet ufaktan uyku moduna girmiş, etraf daha sessiz. Yemek vs. ne seçeneklerimiz var diye dolanırken kalem satanları, ayna tutan bir adamın karşısında zar zor traş olanları görüp çıkmadan önce kesmiş olduğuma şükrediyorum. Nizamiye'ye yöneliyorum. Kalabalık artmış orada. Kapının önündeki meşhur heykeli ve yazıyı görüyorum: "Piyadenin yuvasına hoşgeldiniz". Sayıları öğrenmeye çalışıyorum, 1500'lerden bahsediyorlar. Gülümseyerek uzaklaşıyorum.

05:00 - Dolanmaya devam ediyorum. Hava hafif ağarmaya ve ortalık daha da kalabalıklaşmaya başladı. Gelenler aldıkları numaralara şok oluyorlar, "keşke önceden gelseydik" diyorlar. Otoparkta yer bulmak daha da imkansızlaştı. Arda uyanıyor. Birlikte gezinmeye başlıyoruz. Nizamiye duvarlarına dayanıp etrafı izliyor, muhabbet ediyoruz. Bize başta 06:00 - 06:30 gibi içeriye almaya başlanır diyen nöbetçi asker şimdi 07:00 - 07:30 civarını söylemeye başlıyor. Nöbetçi Çavuş olduğuna inandığım biri işi olmayanların nizamiye dışına çıkmasını istiyor ve içeri alınmaların zaten dışarıda yapılacağını söylüyor. Uyarıya uyup dışarıya çıkıyoruz.
05:30 - Hava iyice ağarıyor. Etrafta başka askerler görmeye başlıyoruz. 2 simit, 2 çay alıp 4 TL veriyoruz. (oha, 1 çay 1 TL) Muhabbet ederken yanımıza 2 kişi daha geliyor; biri sakallı. Bize çay verenler, aynı anda yan tarafta traş bıçağı sattıklarından çocuğa sakalını kesmesi gerektiğini söylüyorlar. Çocuk panik olup etraftaki askerlere soruyor ama emin olamıyor. Yanımızdan ayrılıyorlar. Çayımı bitirdiğimde 2 asker gelip otopark alanının ortasına bir masa koyuyorlar. Neler olup bittiğini anlamak için oraya yöneliyoruz. Onlar da aralarında konuşup karar vermeye çalışıyorlar. İnsanlar broşür dağıtıyorlar. Biri elime bir şey uzatıyor, ister istemez alıyorum. Üzerinde Türk Telekom amblemi olan poşetin içerisinden bir cüzdan ve zarf çıkıyor. Anlaşılan Türk Telekom, Mehmetçik'in cüzdanına da göz koymuş durumda. :) AileKart adını verdikleri kartlardan dağıtıyorlar. Askerlikte cep telefonunun yasak olması ne kadar da işlerine geliyordur diye düşünmeden alamıyorum kendimi. (Zira verdikleri mektubun da içerisinde buna benzer bir şeyler yazıyor :)) Listeler geliyor. İçeriye alımların 06:30 gibi yan taraftaki ağaçlarla kaplı yoldan olacağını söylüyorlar sanırım. Herkes o tarafa yöneliyor. Bu arada alana askeri bir araç geliyor ve içinden askerler çıkıyor. (sonradan öğreniyoruz ki bu araç kantinmiş ve bir çayı 10 Krş'a satıyormuş)
06:00 - Otoparka yerleştirdikleri masada yeni kayıtları almaya başlıyorlar. Diğer taraftaysa insanları kaldırımlara çıkarıp yolu boşalttıktan sonra isimleri okuyarak insanları 50'şer 100'erli sıraya sokmaya çalışıyorlar. Detayları anlamak için ben orada kalıyorum, Megafon getiriyorlar ama sesinin çok az çıktığını bahane ederek kullanmıyorlar ve bağırarak seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Onları duyabilmek için tek bir yerde toplanıp söylediklerinin aksine yolu tekrar kapatmak zorunda kalıyoruz. Onlar da sık sık uyarmak zorunda kalıyorlar. Arda sıkılıp uyumak üzere arabaya gidiyor. Bu arada sakalı ve saçı uzun olanlara karışmaya başlıyorlar ve tren istasyonu civarındaki berberlere gönderiyorlar. İyi ki traş olmuşuz. Berberlere giden ya da kendi traş olmayanların halini görünce kasaptan çıkmışlar sanarsınız!
06:30 - Sıra, belli bir uzunluğa ulaşınca bir asker eşliğinde nizamiyeye doğru harekete geçiyor. İsimleri okuyan askerden numaraları da okumasını rica ediyoruz. Önce 89 Hede Hödö şeklinde okumaya başlıyor, sonra sadece numara okuyor ve pratikliğini görünce öyle devam ediyor. Bir süre sonra isim okumaya dönüyor tekrar ve sık sık numara sormak zorunda kalıyoruz. :) Otopark girişine doğru gidip buradan ayrılan 50-100 kişilik grupların ne yaptığına bakıyorum; bir asker eşliğinde nizamiyeye girip kayboluyorlar.
07:30 - Sıralı alımlar devam ediyor. Arda'nın yanına gidip 400'lere gelindiğini söylüyorum. Hızlı gittiğini görünce şaşırıyor. Bir kaç saate sıramız gelir diye seviniyoruz. Onu arabada bırakıp geri gidiyorum.
08:15 - Arda arayıp arabaya gelmemi istiyor. Birlikte çıkıp alımları izliyoruz. Sıra 840 civarlarındayken ara veriyorlar. 40 dk. verdiklerini söylüyorlar. Hızlı giderken böyle bir ara vermelerine üzülüyoruz. Sıra numarası veren asker dışında ortada kimse kalmıyor. Millet kenarlara sigara içmeye, bir şeyler yiyip muhabbet etmeye çekiliyor.
08:20 - Arabada oturup tekrar başlamasını bekliyoruz. Karnımız acıktığından ve tuvalete giremeyeceğimizi düşündüğümüzden yemek yemek istemiyoruz. Ama dayanamayıp birer tavuk döner ve içecek bir şeyler alıyoruz, arabaya gidip tıkınmaya başlıyoruz.
08:45 - İşemek için sık sık arka taraflara gidip geliyoruz. Arabaya dönerken Hüseyin'in uyandığını ve benim arabaya gelip Arda ile konuştuğunu görüyorum. Elinde evrak dosyası, yüzünde mahmurlukla bana bakıp "günaydın" diyor. Gitmesine ramak kala böyle ara vermelerine o da oldukça sinir olmuş görünüyor.
08:50 - Alımların tekrar başladığını düşünüp alana dönüyoruz. Bu arada geçerken göz ucuyla kaç kişi biriktiğine bakayım diyorum; sayı inanılmaz: 2100.. Askerlerin bir kısmı geri dönmüş ama bir şeyler bekleniyor. Yukardan olanı biteni anlamaya çalışıyoruz, dayanamayıp yol kenarına oturuyoruz. Alımlar tekrar başlıyor. Bu kez nedense biraz daha yavaş gidiyor sanki..
09:30 - Aralarda sık sık duruyorlar, bize gelince yeniden ara vermelerinden korkuyoruz. Arabaya gidip evraklarımızın bulunduğu dosyaları alıyoruz. 1100'ler okunuyor. Arda 10'dan geri saymaya başlıyor. Benim adım okunduğunda tüm o yorgunluk aniden gidiveriyor ve sıraya geçiyorum. İkili dizildiğimizden Arda'yla yanyana gelebilmek için arkamızdaki birini önümüze geçiriyoruz.
10:00 - İçeri alınıyoruz. Arda ile sevinçten ellerimizi çakıyoruz. Nizamiye'yi geçerken söylenenin aksine (cep telefonu vs. için) hiç aranmıyor ve direk geçip bizi bekleyen bir başka gruba ekleniyoruz. Burada bize 12. grup olduğumuz söyleniyor başımızdaki Uzman Çavuş tarafından ve hep birlikte yürüyüşe geçiyoruz.
10:15 - Ağaçlar arasında kalan ve üniversite kampüsü havası uyandıran bu yerde tıklım tıklım dolu bir tribünün olduğu alana giriyor ve kenara alınıyoruz. Uzman Çavuş yere çökmemizi istiyor ve bir şeyler anlatmaya başlıyor. Tribünlerde oturanların 8, 9, 10 ve 11. gruplar olduklarını, onlar gidince bizim de orada oturup çağırılmak üzere bekleyeceğimizi anlatıyor. Bir kaç soru da sorulduktan sonra insanlarla sohbete koyuluyor.
10:45 - Alana 13. grup da giriş yapıp bizim yanımıza doğru gelip duruyorlar. Ayakta ve yere çömelerek beklerken tribünde bir hareketlilik oluyor ve bir kısmı boşalıyor. İki grup da sıraya girmeden oraya doğru koşmaya başlıyor. Arda hemen çıkıveriyor ve ben onun çıktığı yerden çıkmaya çalışırken millet önüme çıktığından sürekli aşağı inmek zorunda kalıyorum çoğu zaman da dengemi kaybederek. Neyse ki Arda bana yer tutuyor ve oturuyoruz. Grupların bir kısmı dışarıda kalıyor. 12. ve 13. gruplar birbirlerine karışmış durumdalar. Oturup öylece etrafı izlemeye başlıyoruz; etraf çok sıcak. Karşımızda mavi arkaplan üzerine beyaz yazılar olan 2 adet yazı bulunuyor.
10:55 - Önümüze bir araç geliyor ve sivil giyimli 2 kişi aracın hemen yanına seyyar bir tezgah kuruyor. Kumanya dağıtılacağını sanarak mutlu oluyorum ancak millet yanlarına gidip para vermeye başlıyor. Meyve suyunun yanında ne satıyorlar pek anlayamıyorum. Beklerken uyuyakalıyorum. Arda yanındaki çocukla muhabbete koyuluyor.
11:20 - Ara ara uyumaya devam ediyorum. Beklerken daha fazla dayanamayıp ayaklanıyorum. Gelenler meyve suyunun yanında kurabiye ve kek satıyorlarmış. Bu arada Hüseyin'i yakalıyorum. 9. grup henüz gidememiş. Ara ara 1. ve 2. grupların sınava henüz girdikleri haberleri geliyor; yıkılıyor, inanamıyoruz. Biraz muhabbet ettikten sonra 9. grupla birlikte Hüseyin de gidiyor. Uzman Çavuş'un yanına oturuyorum; orda da duramayıp ön taraftaki boş koltuklara oturuyorum. Arda, evraklarını bana bırakıp tuvalete gidiyor. Döndüğünde yüzü buruşmuş, "abi tuvaleti görmek istemezsin, tüm klozet vs. kahverengi" diye anlatmaya başlıyor. Yan tarafta başka arkadaşlar buluyor, onlarla muhabbet ediyoruz.
11:50 - İlginç bir şekilde yeni bir grup gelmiyor. 13. grup son grup oluyor ve "herhalde çok yoğun ki böyle" diye düşünüyoruz. Beklerken gözümüz sürekli karşıdaki yazılarda. Kaç kere okudum, bilemiyorum. Bu alanı ne için kullandıklarını düşünüyorum. Sıkılıp Arda'yla birlikte arka tarafı gezmeye başlıyoruz. Tuvaletin girişini ve bir sonraki aşamada nereye gideceğimizi falan gösteriyor. Derken yanımızdan geçen bir askere sorular sormaya başlıyoruz. Sabırla sorularımıza cevap veriyor. Grubumuzun yanına dönüyoruz.
12:10 - Nihayet tribünden çıkıp grup oluşturmaya başlıyoruz. Gruptaki hiç bir adamı tanımıyor olsam da bizim gruba ait olmadıklarını bildiğim insanların bize kaynamaya çalıştıklarını görüyorum. Nitekim toplam sayımız da aynı durumu gösteriyor ama Uzman Çavuş uyarmasına rağmen ses çıkmayınca uğraşmak istemeyip yola devam ediyor. Hep birlikte yürüyerek arka taraflarda bir yere doğru gidiyoruz. Çimenlerle kaplı bir alanın ortasındaki binanın yanına getiriliyor ve beklemeye koyuluyoruz. Bizi bu kadar beklettikleri için yerimizi değiştirip bizi saklamaya ya da alıştırmaya çalışıyorlar diye düşünüyoruz. Sıkılıp bir sonraki adımda ne oluyor diye bakıyorum ve insanların evrak dosyalarını açıp form doldurmaya başladıklarını görüyorum. Bu işlemi bir masada yapmayı hayal ettiğimden biraz hayal kırıklığına uğruyorum. Kaldırımlara oturup 9. grubun içeriye girmesini bekliyoruz.
12:30 - Ön tarafa alınıyoruz. Etrafa dizilmiş 3 grup daha var. Bekliyoruz. Bir süre sonra binanın merdivenleri başında bekleyen biri gelip kendisini iyi dinlememizi istiyor ve bu arada bize doldurmamız için izin kağıtlarımız dağıtılıyor. Aday numarasını boş bırakıp Ad Soyad, Baba Adı, Memleket, Doğum Tarihi, T.C. Kimlik No, izinde bulunulacak adres, telefon, sınava girilen tarih gibi bilgileri doldurmaya başlıyoruz. Cevap kağıdına birinin adını, altına da Tabib Teğmen yazmamızı istiyorlar. Belgeleri nasıl ve hangi kalemlerle doldurmamız gerektiğini detaylı bir şekilde anlatıyorlar. Tüm kağıtları doldururken siyah tükenmez kalem ve kurşun kalem kullanmamızı istiyorlar. (Evde bir tane bile siyah tükenmez kalemim olmayışı ilginçti bu arada; ben de oradan aldım bir kalem) Bu arada diğer gruplar da yavaş yavaş içeri alınıyor.
13:10 - 11. gruptan sonra nihayet içeri girebiliyoruz. İçeride kahvahaneleri andıran yeşil örtülü masalar ve koltuklar var. Etrafta oyun makineleri, market ve yemek yenebilecek bir yer var. Yeşil koltuklarda 11. grup oturuyor, 10. grup ise kağıtlarını onaylatıyor. 11. grup yeşil koltukları terkedene kadar bir adım bile atmamız yasakmış, bekliyoruz. Tüm koltukların boşalmasına yakın sol en ön tarafa geçiyorum ve boşalmasıyla birlikte koşup en ön masaya yerleşiyorum Arda ile birlikte. Otururken Şile Askerlik Şubesi'nde evraklarımı onaylayan komutanın da içeride belgelerin onaylanmasını denetlediğini farkettim. Ortada 4-5 adet bilgisayar bulunan masa ve her birinin başında ikişer asker var. Ayakta ise bir asker dolaşıp bilgisayarlar boşaldıkça geçmemiz için bize izin veriyor.
13:30 - İzin gelince koşup ilk bilgisayarın önüne geçiyorum. Tek asker var ancak daha uzun boylu biri gelip bilgisayar başına geçiyor. Belgelerime bakıp T.C. Kimlik No'mu, doğru bilgileri yazdığımı ve sanırım kimliğimi kontrol edip izin kağıdımın üzerine kırmızı kalemle işaret koyuyor. Artık yan taraftaki uzun kuyruğa girebilirim.
13:40 - Sıra bir garip ilerliyor. Arkamdaki önüme, önümdeki arkama geçiyor. Düzgün bir sıraya giremiyor ve masalara doğru çullanıyoruz. Askerler ve masadakiler sürekli olarak geri gitmemiz ve düzgün bir sıra yapmamız konusunda bizi uyarıyorlar ama kimse kulak asmıyor. Haliyle başlardaki "lütfen"'li uyarılar, yerini emirlere bırakmaya ve sertleşmeye başlıyor. En önlerdeyken arka sıralara düşüyorum ve bu arada Arda'yı kaybediyorum. Şile'deki komutanın yanındaki görevliye kağıtlarımı vermeyi zar zor başarıyorum. Cevap kağıdında TOEFL'ımın işaretlendiği yerin kurşun kalemle işaretlendiğini görünce silip tükenmez kalemle işaretliyor. Şile Askerlik Şubesi'nin yaptığı bu hata hakkında aralarında gülümseyerek konuşuyorlar. Sanırım askerlik şubelerinin bu tarz hatalarını not alıyorlar. Belge kontrolünden ve onaylanmasından sonra çıkışa yöneliyorum. Çıkışta yakama aday numaramı iğneliyorlar ve aday numaramı aldığıma dair bir kağıdı imzalatıp belgelerimi koyabileceğim, üzerinde aday numaramı bulunduran yeni bir dosya veriyorlar. Binadan çıkıyorum ve Arda'nın da içinde bulunduğu 11. grubun sıraya girdiğini görüp şaşırıyorum. Arda da yanındaki askerlere söylemesine rağmen binadan erken çıkarken farklı bir yaka numarası aldığından gruba zorla dahil ediliyor. Çıkışta görüşmek üzere anlaşıyoruz.
14:10 - İçeridekileri beklemeye başlıyoruz oraya buraya yığılıp. Güneş, başımızı ve ensemizi kavurmaya başlıyor.
14:20 - Grup oluşturmaya başlıyoruz. Bu kez aday numaramıza göre sıra olmamız isteniyor ve bir şekilde başarıyoruz. Kolaylık olsun diye etrafımdakilerin giyimlerini ve tiplerini aklımda tutmaya çalışıyorum; farkediyorum ki başkaları da aynı şeyi deniyor. Bir süre sonra sıralama tamamlanıyor ama aralarda eksiklikler var. Bir anda grupça içeriden çıkanların aday numaralarını tahmin etmeye ve haykırarak bizim gruba gelmesini, koşmasını söylemeye başlıyoruz. :) Kısa bir süre sonra grup tamamlanıyor.
14:30 - Bir başka binanın önüne götürülüyoruz. Karşımızda üst rütbeli kişiler görüyoruz ve bu arada bizim Uzman Çavuş'a uyarı geldiğini öğreniyoruz. Canının sıkkın olduğu belli. Kapıdan kaçıncı grup olduğumuz soruluyor ve bizden önce bir grup daha olduğu ortaya çıkıyor. Bina önündeki dar sokakta 100 adam beklemeye başlıyoruz. Derken 11. grup sokağın sağ tarafından ortaya çıkıyor ve önümüze geçiyor. Önümüzde bir grup olduğunu bilmek moralimizi bozuyor. Uzman Çavuş, bizim grubu alarak az uzaktaki tribünlere getiriyor. Tribünlere yürürken yanda duran beyaz bir minibüsten askerler bize kaçıncı grup olduğumuzu soruyorlar; 12 diyoruz. Biri, içinden çıkarak koşarak Uzman Çavuş'un yanına gidiyor. Oturup beklemeye ve yine yazıları okumaya başlıyoruz. Hepimizde yorgunluk belirtileri var.
14:55 - Uzman Çavuş, gruptan 3 kişiyi seçip minibüsteki adamların yanına yolluyor. Ne olacak diye merakla bakarken, minibüsten ilk kumanyalarımızı bize doğru taşıdıklarını görüyorum. Kumanya olarak şeftali (sanırım vişne de vardı) suyu ile farklı iki markaya ait kekler dağıtılmaya başlanıyor. Yanımdakiyle muhabbet ederken onları yiyip içiyoruz ve bir süre sonra kendimi sıkıntıdan şeftali suyunun kamışını kemirirken buluyorum. Yanımıza 13. grup geliyor ama bu kez karışmamamız için uzağımıza oturtuluyorlar.
15:20 - Yeniden sıra oluşturuyoruz. Burada da bizden aday numaralarımıza göre sıralanmamız isteniyor ve derken grupta 3 kişinin olmadığı ortaya çıkıyor. Tüm bekleme süreleri boyunca tuvalete gitmemize izin verildiği için ilk akla gelen bu oluyor. İnsanlar eksik olan numaraları bağırmaya başlıyor ama gelen giden yok. Yeni uyarılmış Uzman Çavuş çileden çıkıp bağırmaya başlıyor. Grup olarak güneş altında kavruluyor olmaktan mutlu olmadığımız için biz de bir hayli sinirleniyoruz. 13. gruptakiler iyilik olsun diye etrafa ve tuvalete bakıyorlar bizim için ama kimse yok.
15:30 - Eksik kişilerle grup hareket ediyor ve az önce kapısından döndüğümüz binaya yönleniyoruz. Derken eksik kişileri o binanın önünde yakalıyoruz ve Çavuş tarafından azarlanmalarını izliyoruz. Gruptan çıkan homurtuları da dinleyip yeterince utandıklarını gördükten sonra binanın önünde sıraya diziliyor ve beyaz önlüklü Teğmen Tabib'i dinlemeye başlıyoruz. "Askeri hastanelerden alınmış raporu olan var mı?" diye soruyor, 1 kişi dışında kimseden ses çıkmıyor. Normal hastaneden alınan raporları ve düzenli alınan ilaçları ne yapmamız gerektiğini anlatıyor. Bu süreç tamamlanınca bizi tek tek içeri alıyorlar. Arkadan gelenlere kolaylık olması amacıyla numaramızı haykırarak içeri giriyoruz ve Teğmen Tabib tarafından cevap kağıtlarımız imzalanıyor.
15:45 - Binanın içinde sol tarafta market karşısına dizilmiş beyaz sandalyelere oturmamız söyleniyor; sırayla oturuyoruz. Karşımıza bir asker çıkıyor ve kendisini dikkatle dinlememizi, şu ana kadar dinlenilmedikleri için önceki grupların ve dolayısıyla bizim beklediğimizi ve aday numaralarımızı nerelere yazmamız gerektiğini anlatıyor. Aday numaramızı yazdığımız 3 adet izin kağıtlarımızı birbirinden ayırıp birini cebimize koyuyoruz. Kağıtlarımızı bir arada tutan zımba telini çıkarmamızı söylüyor ve çıkardıktan sonra tüm kağıtları dikey olarak tutup sağ üst köşelerine aday numaralarımızı yazıp yuvarlak içine almamızı söylüyor. Bu işlemden sonra mülâkat kısmı başlıyor ve öğretmenlik, profesyonel yüzücü vs. belli işleri yapan; gazi/şehit yakını olan, doğuda görev yapan kardeşi olan kişileri aramızdan ayırıyorlar. Kalanlarımızın arkadaki sıraya geçmeleri isteniyor.
15:55 - Arkadaki sıraya geçiyoruz; bu arada bir asker gelip izin kağıtlarımızdan birini topluyor. Az sonra bir diğeri gelip diploma ve TOEFL gibi gösterilmesi gereken belgelerin birer kopyasını topluyor. Kendi aramızda sınava ne zaman gireceğimizi ve çıkışımızı hesaplamaya çalışıyoruz. Bu esnada bir arkadaşın akşam uçağıyla bir yere gideceğini ve acelesi olduğunu öğreniyorum. Ama askerlik acele vs. dinlemiyor işte! Nihayet sıram geliyor ve kağıtlarımı uzatıyorum. Cevap kağıdımı bana verip gerisini kontrol ediyorlar. Zımbalayıp elimdeki yeni zarfa koyuyor ve imzalayıp, mühürledikten sonra yapıştırıp bana geri veriyorlar. Tam sıradan ayrılırken Arda'yı görüyorum ve bana daha 6. grubun sınava girdiğini söylüyor; yıkılıyorum. 7-8 gibi çıkabileceğimizi düşünmeye başlıyoruz. Dışarı çıktığımızda 2 binanın arasındaki bir sokakta duvar kenarına çöküyor, muhabbet etmeye başlıyoruz. Güneş olduğundan herkes tek tarafa yığılmış durumda; dolayısıyla oldukça sıkışık oturuyoruz. Derken Uzman Çavuş geliyor ve 11. grup gider gitmez bizim de gidebileceğimizi söylüyor.
16:30 - 11. grup toparlanıyor. Arda'ya bağırarak kaç kişinin eksik olduğunu soruyorum, 1 kişi olduğunu söylüyor. 12. grup olarak adamın numarasını haykırmaya başlıyoruz ama gelen giden yok. 11. grup dağılıp tekrar oturuyor. Bizim gruptan toparlanmalarını söyleyenler olmasına rağmen kimse sallamıyor. Eksikleri gelince toparlanıp gidiyorlar, sıra bize geliyor. Fakat bizde de eksikler çıkıyor. Doktorların sözlü mülâkatları bitmediğinden onları beklemeye başlıyoruz. Bu arada bir kişinin de telefonla konuştuğu ve geleceği bilgisi geliyor ancak geç geldiğinden biraz tepki görüyor. Derken doktor ve polisler de gelince grup tamamlanıyor; harekete geçiyoruz.
16:40 - Sınava girmek üzere yemekhaneye getiriliyoruz. Her yer yine ağaçlar içerisinde. Sınava gireceğimiz için mutluyuz. Vakit geçirmeden içeri girip masalara oturuyoruz. Bir asker bize talimatlar vermeye başlıyor. Sınav kağıtlarına kesinlikle yazmamamız gerektiği, müsvette kağıtlara yazacağımızı söylüyor ve cevap kağıtlarında aday numaralarımızı doldurabilmemiz için süre veriyor. Bu arada askerlikle ilgili hangi gün sınava girilmesi gerektiği, sınavdan ne yapılırsa hangi statüde asker olunacağı gibi doğru bilinen yanlışları anlatmaya başlıyor ve hepsinin palavra olduğunu anlatıyor. Derken sınava başlıyoruz. Beklediğimin aksine oldukça zor ve ALES'e benzeyen bir sınavla karşılaşıyorum. 7-8 saatlik maratonun üstüne bir de uyumadığımız saatleri katınca sınavın son ana bırakılması kötü bir sürpriz oluyor ama başa gelen çekilir. Türkçe bölümü uzun ve anlaması zor gelen sorulardan oluşuyor. Sorulardan birinde karmaşık bir akraba yapısını anlamanız ve kimin kiminle kuzen olduğunu bulmanız isteniyor örneğin... Bunu yapabilmek için soyağacı çiziyorum ve onun üzerinden gidiyorum ancak yine de kafam basmadığından çok salak bir şekilde soruyu çözemiyorum.
17:48 - Bir çok kişinin aksine yedek subay olmak istediğim için soruları çözmeye gayret ediyorum. Sınav söylendiği gibi 1 saat sürüyor. 15 dk. önceden bitirip boş bıraktığım 7-8 tane soruya bakıp 1-2 tanesini daha yapıyorum ve geriye kalanları atıyorum. 4 yanlış 1 doğruyu götürüyor ya neyse.. Dışarı çıktığımda milletin içecek makinelerine saldırdığını ve sigara içmeye başladığını görüyorum. Bozuğum çıkmayınca birinden rica ediyorum ve bir meyve suyu alıyorum kendime. Biz bittiğini sanıp muhabbet ederken Uzman Çavuş yanımıza gelip toparlıyor bizi ve bir yere gitmememizi, cevap kağıtlarını kontrol edip geleceklerini söyleyip aramızdan ayrılıyor. Yorgunluktan ölmüş olmamıza rağmen beklemeye başlıyoruz. 5-10 dk. sonra çıkıp aramızdan bir kişiyi çağırıyor çıkan sorunlar yüzünden. Sonra bir kişiyi daha çağırıyor. Herkesi böyle tek tek çağırması gözümüzü korkutuyor daha ne kadar kişiyi çağıracağını bilmediğimiz için.
18:10 - Çavuş nihayet tekrar görünüyor ve bizi toparlayıp istediğimiz sırayla yürüyebileceğimizi söyleyip nizamiyeye götürüyor. Yürürken sınava girdiğimiz binanın hemen tribünlerin yanında olduğunu farkediyorum. Tribünlerin önünden geçerken tribünde bekleyenleri görüp acıyor, kaç saat bekleyecekleri hakkında fikir olması için onlara kaç saat bekleyeceklerini sözlü ya da hareketli anlatıyoruz. Nizamiyeye ilerlerken yeni bir grubun içeriye alındığını görüp şok oluyoruz. Çıkarken kalkıp inen kolu kaldırıyorlar ve topluca çıkıyoruz içeriden. Yolda yürürken dahi gözlerimin kapandığını hissediyorum. İnsanların kayıt sayısının 3500'lerde dolandığını söylediklerine şahit oluyorum.
18:15 - Otoparka girerken Arda'yı görüyorum ve mutlu oluyorum. Sınav ve tüm süreç hakkında konuşa konuşa arabaya biniyoruz ama benim konuşacak halim dahi yok. Gözlerim kapanırken yola çıkıyoruz ve E5'ten basıp şehir merkezine gidiyoruz. Arda bana, ben olmayınca ne kadar sıkıldığını ve sorularda zorlandığını anlatınca aynı duyguları hissettiğim için gülümsüyorum.
18:45 - Yolda FSM'nin açık olduğunu görüp içimde "ya değilse?" şeklindeki şüphe ile oraya dalıyorum. Gerçekten açıkmış. Arda'yı Beşiktaş'ta indirip sahil yolundan eve doğru ilerliyorum. Galata Köprüsü'nün bakım nedeniyle kapalı olduğunu öğrenince bu denli sıkışık bir zaman tablosuyla bakım/onarım çalışması yapan İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne sevgilerimi iletip diğer köprüden yola devam ediyorum.
19:15 - Gözlerim kapanmak üzereyken eve varıyorum. Üstüm başım leş gibi kokuyor ve yapış yapışım. Duş alıp kendimi hemen yatağa atıyorum. Uykuya dalıyorum.
Ertesi gün bunları yazarken 08:30'a kadar uyuyabileceğimi bilmeden uyuyakalmışım..... Sınav sonuçları 10 Ağustos 2009'da açıklanacak, teslim olma süreci ise 11-12 Ağustos tarihlerinde yaşanacak. Şu anda büyük bir merakla sınav sonuçlarını bekliyorum.

rss takibi


