Mustafa Filmini Anlamak

Mustafa Kemal ATATÜRK29 Ekim 2008; Cumhuriyet'imizin 85. kuruluş yıldönümünün İstanbul'daki kutlamalarına çok istememe rağmen katılamamıştım. Bunun yerine Leo'ların düzenlediği Profilo'daki Mustafa filminin izlenmesine dair etkinliğe katıldım. Bir gün öncesinde Devrim Arabaları'nı izlediğim için o iki gün benim için "ne olacak bu memleketin hali?" vb. düşüncelerle geçmişti. Her iki filmi de her Türk insanının izlemesi gerektiğini düşünüyorum. Oysa bir kaç gündür gazetelerdeki, internet'teki haberleri okudukça deliye dönüyorum resmen!

Turkcell'in Mustafa filminden sponsorluğunu çekmesiyle başladı her şey.. Bir e-posta elden ele gezmeye başladı yine.. Turkcell'in bir takım kullanıcı kitlesinin tepkilerinden çekindiği, bu sebeple de sponsorluktan çekildiği söylendi. Bunun üzerine de doğal olarak bir çok kişi aboneliğini iptal ettirme noktasına geldi. Ve beklendiği gibi Turkcell'den de konuyla ilgili bir yalanlama geldi.

Bu olay bir çok insanın dikkatini çekti ve ister istemez film değil, saçma sapan olaylar silsilesi konuşulur oldu. Turkcell, filmin Atatürk'ün kahramanlığını anlatmadığı, onu yüceltmediği gerekçesiyle sponsorluğunu bıraktığını açıkladı. Bundan yola çıkarak bir çok kişiden filmin Atatürk'ü küçük düşürdüğü, alkolik ve yalnız gösterildiği gibi saçma sapan yorumlar gelmeye başladı. Bunlardan biri de az önce İnternetHaber'de çıkan habere göre Mehmet Ali ERBİL... Zekiliğiyle, okumuşluğuyla tanınan Mehmet Ali ERBİL'in böyle yorumlar yapmamış olmasını ve filmi kendi gözleriyle gördükten sonra yorum yapmış olmasını dilerdim.

Peki ne anlatıyor bu kadar tartışılan Mustafa filmi? Bu denli yerilen, eleştirilen Can DÜNDAR daha önce adından övgüyle sözedilen ve her yerde gösterilen Sarı Zeybek adlı belgeseli çekmemiş miydi? Aynı adamın bir belgeselinde Atatürk'ü övdüğünü söyleyip diğerinde yerden yere vurduğunu nasıl söyleyebilirsiniz?

Mustafa Filmi Duvar Kağıdı

Sarı Zeybek adlı belgesel, Atatürk'ün doğumundan ölümüne kadar geçen sürede, onu askeri, siyasi açıdan ele alıyor; yaşamını ve son anlarını duygusal bir şekilde anlatıyordu. Mustafa ise bugüne kadar yapılmamış olanı yapıp Atatürk'ü insani ve duygusal yönleriyle ele alıyor. Ve bunu da bence çok doğru ve güzel bir şekilde yapıyor.

Kabul etseniz de etmeseniz de Atatürk de bir insan.. Onun da zayıflıkları, çapkınlıkları, duygusal anları vardı elbet.. Küllerinden bir ülkeyi yeniden yaratan bu adamı daha iyi tanımak benim bir Türk genci olarak hakkım! Evet biliyorum; Kurtuluş Savaşı'nda destanlar yazdı, devrimler yaptı, iyi bir komutandı. Ama Atatürk gerçek hayatında nasıl bir insandı? "Günlük hayatında nasıl davranır", "nasıl konuşur", "kadınlarla ilişkileri nasıldı", "nasıl oldu da bu kadar insanı kenetleyebildi, mücadeleye ikna edebildi" gibi bir sürü sorunun cevabı yok. Aynı soruyu padişahlar için de merak eder, sırf bu yüzden zaman makinesiyle yolculuk etmek bile isterdim. Can DÜNDAR, çok sınırlı da olsa bize bu fırsatı sunuyor her şeyden önce!

Bugüne kadar e-posta yoluyla dolaşan "Atatürk köylüyü can kulağıyla dinlerdi, Recep Tayyip ERDOĞAN 'al ananı git!' diyor" diyen eleştirileri çok okuduk. İyi ama doğruluk payı neydi bunun? Atatürk, siyasi ve askeri yaşamda nasıl bir yol izledi? Askeri okuldayken nasıl bir anda bu sıçramayı yaptı, nasıl bir anda sivrildi onca insan arasından? Bunların aslında çok kilit cevapları var. Mustafa Belgeseli sayesinde Atatürk'ün zaman zaman hiç istemeden de olsa laikliği bir süre için olsa da rafa kaldırdığını, komünizme sarılmak zorunda kaldığını öğreniyoruz. Her şeyden önemlisi bunlar arşivlere dayanarak söyleniyor; kafadan atılarak ya da e-posta ile dolaşan bilgilere değil!

Mustafa Kemal Atatürk'ün çocukluğundan itibaren hırslı bir kişiliğe sahip olduğunu, annesiyle arasının askeriyeye girdiği yıllar çok iyi olmadığını, savaş meydanında sol gözünün bir şarapnel parçası yüzünden görme yetisini önemli ölçüde kaybettiğini, kadınları iyi idare edemediğini (bunun daha detayı var ama kendi ağzından söylediği cümleyle kısaca geçiştiriyorum), uzun yıllar yurtdışında eğitim görüp oradaki yaşamı tanıma fırsatı bulduğunu ve daha nicelerini öğreniyoruz belgesel sayesinde.. Tüm acı gerçekliğiyle kar üzerinde katılaşıp donmuş insanların cesetlerini görüyoruz. Yetki alabilmek için Padişah'a defalarca kez yazdığını; bizzat Padişah ve Sadrazam ile görüştüğünü, çok sevdiği ve bulunduğu yere gelmesinde çok ama çok önemli payları olan arkadaşlarıyla ayrı düştüğünü, suikasta uğraması sonrasında çoğunu hapse attırdığını, ölümün ucundan döndürdüğünü öğreniyoruz. Tüm güçleri kendinde toplayarak aslında diktatörce bir yönetim sergilemek zorunda kaldığını (Avrupa gazetelerinde bu yüzden çokca eleştirildiğini), bunu yaparken şükür ki diğer liderlerin aksine aldığı yetkileri yine çok sevdiği milletine geri iade ettiğini öğreniyoruz.

Kafasına koyduğu devrimi 5 madde halinde ve hızlıca gerçekleştirdiğini, bunu aniden yaptığını öğreniyoruz. Bunun doğurduğu sonucu hala yaşıyoruz, farkında değil misiniz? Türkiye hala tam anlamıyla dönüşebilmiş bir ülke değil.. Ve Atatürk, bunun yarattığı sıkıntıyı görüyor. Belgeselde bu kısımlar da bolca işleniyor. Tüm hayatı sıkıntılarla geçmiş bir adamın kendiyle başbaşa kaldığında sigara ve alkole kendini vurması bizim hiç görmediğimiz, alışmadığımız bir durum mu? Atatürk, bir milletin vebalini tek başına göğüslemiş, sıkıntıların en büyüğünü üzerine almış bir insan.. Bu sıkıntılar doğrultusunda arkadaşlarını bile silmiş ve sonunda da yalnız kalmış. Bu mu anormal? Siz hiç mi kendi kendinize kalmıyorsunuz? İçten bir şarkıyla rakı sofrasında hiç mi efkarlanmadınız?

Belgeselde Atatürk'ün, Padişah'ın İstanbul'a geri gelme emrini geri çevirdiği ve bunun sonucunda da çok sevdiği askerlik görevinden istifa ettiği; Kurtuluş Savaşı'nı sivil olarak başlattığı belirtiliyor ki, bu zaten bildiğimiz bir şey.. Padişahı geri çevirme cesaretini gösterebilmiş bir kişi, jurnalcilerin olduğu, herkesin birbirini arkadan bıçaklamasının gayet kolay olduğu bir ortamda ölüm korkusu yaşamaz mı? Robot mu yahu bu adam? Her duyduğu sesle irkilip camdan dışarı bakması, her an tetikte, kaçmaya hazır olması çok mu anormal şeyler? Eğer bunların küçük düşürücü olduğunu düşünüyorsanız siz, Atatürk'ü hiç tanımıyorsunuz; devrimi de çok kolay yapılıyor sanıyorsunuz! Florya'da tek başına kalan Atatürk'ün ruh halini, neden o hale geldiğini anlamakta işin sırrı..

Atatürk, bu ülkenin belki de en hassas ama bir o kadar da en güzel tabusu..... Herkesin tanıdığı, herkesin gurur duyduğu bir kişiyi daha yakından tanımamız için bize bu fırsatı sağlayan Can DÜNDAR'a ben kendi adıma teşekkür ederim. Harika bir belgesele daha imza atmış. Dilerim Türkiye, yıllar sonra değerini anlayamadığı bir belgeseli daha diğeri gibi baş tacı eder.