Hiç bu kadar düşüncelere daldığımı hatırlamıyorum uzunca zamandır... ~70M Türk insanının yüzde kaçının Gelibolu (Gallipoli) adlı yapımı izlediğini az çok kestirebiliyorum. %1-2..? Oysaki herkes izlemeli. Bu topraklar nasıl kazanılmış, 120,000'den fazla insan ne uğruna yaşamlarını feda etmişler daha iyi anladım. Kelimelerle ifade edemeyecek kadar küçük ve aciz hissettim kendimi.. Şu anda yaşadığımız hayatı yaşamak için Allah'a dua eden; bir damla sirkenin yalnızca kokusunu duymaya razı olan insanlar, bize bu hayatı armağan etmişler. Ayaklarında giyecek ayakkabısı olmadan, günlerce yemek yemeden, uyku uyumadan, tuvaletini bile yapacak yer bulamayan insanlar bunlar..... öleceklerini bilerek ileri doğru adım atabilmiş insanlar.. Şimdi kaçımız bu fedakarlığı gösterir ? Nasıl olur da öleceğimizi, birilerinin bizi vurmak için beklediğini bilerek bir adım ileri korkusuzca atılabiliriz ? Bu kötü bir şey midir ? Bir çok kişi "vatan uğruna canım feda" der bu soruya... Ama önce bir izleyin şu belgeseli..... Savaş kazanılsa dahi, bir kaç ay sonra sanki orada bir savaş olmamış gibi, hiç bir kayıp vermeden gemilerin o boğazdan geçerek İstanbul'a girmesi ve Osmanlı'nın teslim olmasına ne demeli ? Ne için öldü o 120,000 can ? Savaşıp ölerek neyi kanıtlamış ya da kurtarmış oldular; bir düşünsenize..
Askere gitmemek için çevremdeki yüzlerce, binlerce insan gibi yüksek lisans yapmaktan (elbette ki sadece bunun için yapmıyorum ama itiraf etmem gerekirse en büyük sebeplerden biri..) utandım bu belgeseli izleyince.. Aslında ikisi de çok doğru gelmiyor, sıkışıp kalıyorum arada..... Etrafıma bakıyorum neyle uğraşıyoruz diye.. Bir süper güç var.. Onun varlığını, bize de her an "girebilme" (saldırma demiyorum; dikkat...) ihtimalini çok normalmiş gibi kabullenmişiz. Dünyanın en pahalı iletişim ve ulaşım fiyatları bizde.. (tabii sadece bu ikisiyle kalsa yine iyi..) Rüşvet mi dersiniz; ülkeyi sattığı, rejimi değiştirmeye kalktığı, ülkedeki tüm düzeni derinden değiştirmeye çalıştığı iddia edilen bir siyasi partiye her iki kişiden birinin oy vermesi mi dersiniz, bambaşka tartışmaların yaşanması gerektiği mecliste "terbiyesiz" vb. polemiklerin dolaşması mı....? Her gün "ya olursa..." diye korktuğumuz kapkaç mı.. Her gün ne kadar çarpık olduğundan bahsettiğimiz eğitim sistemi mi ? Pervasızca kendi koyduğumuz tüm kuralları ihlal edişimiz mi ? Allahım; ne garip bir milletiz..!
Önümde bir bilgisayar var. Tuşlarına bastığımda yazımı yazabiliyor, tüm dünyayla iletişim haline geçebiliyorum. Haberi yalnızca bir kaç saniye farkla alabiliyorum dünyanın diğer ucunda olsa da.. Marka kıyafetler giyebiliyor, özgürce kız arkadaşımla istediğimi yapabiliyorum. Cebimdeki ufacık bir telefon ile her an dağ başında da olsam sevdiklerime ulaşabiliyorum. Oysa onların köyleriyle arasında, top mermilerinin arasından koşarak sıyrılan, ellerinde mektup, dilinde "hatırladığı kadarıyla" sözleri olan habercileri vardı. Hayal bile edemeyeceğimiz kadar uzak değil mi ? Oysa ki bugün sıcak suyumuz ya da elektriğimiz gittiğinde sitem ediyoruz. Bizi yönetenlere, bu ülkeyi kimlerden, hangi şartlarda nasıl devraldıklarını hatırlatmak için kılımızı bile kıpırdatmıyoruz.
Bugün Cumhurbaşkanı'mız Arap Kralı'nın ayağına gider, yarın süper güçlere yeni topraklarımız üs diye tahsis edilir ve bu liste böyle uzayıp gider. "Çok kararlıyız" desek de, inanan kalmaz gün geldiğinde..... İnternet'imiz sansürlenir. Sonra yaşamımız.. Ne yapıyorsak kendimize...... Ama eşekliğimizi çocuklarımız ödeyecek.


Eylül 2008
Anket
Sonuçlar Alınıyor...

etiket bulutu
destekliyorum!







Arkadaşlar
Girilesiceler
iletişim







üyelik girişi




Gerçekten etkileyic... Çok büyük bir kitleye hitap etmesi gereken bir film ancak gişelere ne zaman girdiğini hatırlayan yoktur heralde...Işık Üniversitesi Sinema Kulübü bu film için elinden geleni yapmaya hazır :)